Zeynep

Kendi Beyaz Şarkını Bulmak mı?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 44. kitabı
Ben Şarkısı Beyaz’ı okurken kendimi 80’lerin o karışık, puslu günlerinde buldum. Sokaklarda sloganlar, evlerde fısıltıyla konuşulan yasaklı kitaplar, kütüphanelerde ise sessiz bir başkaldırı… Odabaşı bu romanında sadece bir aşkı değil, bir dönemin ruhunu anlatmış. Tozlu rafların arasında gizlice okunan satırlar, masa lambalarının altında sabaha kadar süren okumalar… Hepsi bana o yılların gençliğini, umutlarını ve kırgınlıklarını hatırlattı. Nevin karakteri ise bu beyaz şarkının içinde bir iz bırakıyor. Onun bakışlarında hem bir kadının hem de bir çağın yorgunluğu var. Cemal Süreya’nın yayımlanmamış bir sınırına dokunur gibi: saf, kırılgan ama derin. Nevin’in varlığı bana hep şunu düşündürdü: bazen bir insanın sessizliği bile bir şarkının nakaratı kadar kalıcı olabiliyor. Bu kitap bana dolaylı bir armağan olarak geldi. Birinin sessiz hediyesi… O yüzden okurken sadece Odabaşı’nın cümlelerini değil, aynı zamanda o kişinin dokunuşunu da hissettim. Bu da romanı benim için daha özel, daha kişisel kıldı. Odabaşı’nın dili hiç süslenmeden, doğrudan kalbe dokunan bir dil… Nevin’in sessizliği, kütüphanedeki gençlerin merakı, 80’lerin karışıklığı… Hepsi yalın ama derin bir şekilde anlatılıyor. Sanki her sayfa bir fotoğraf karesi gibi; gözümün önünde canlanmıştı. Bu yüzden Şarkısı Beyaz’ı herkese tavsiye ediyorum. Çünkü sadece bir aşk hikâyesi değil; bir dönemin ruhunu, kütüphanelerdeki sessiz başkaldırıyı, Nevin’in beyazlığını ve Cemal Süreya’nın şiirsel dokunuşunu taşıyor. Benim için bir armağan, bir hatırlatma oldu. Siz de okuduğunuzda kendi beyaz şarkınızı bulacaksınız. Şarkısı Beyaz Yılmaz Odabaşı
1000Kitap
Şarkısı BeyazYılmaz Odabaşı · Öteki Yayınları · 2018565 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 67. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 03:44
Şimdi düşünün, Talha Uğurluel’le aynı masada oturmuşuz, çayımızı yudumluyoruz. O başlıyor anlatmaya: “Bak, Hz. İbrahim’in doğum yeri Basra Ur değil, Harran olabilir. Çünkü son kazılar bunu gösteriyor.” Sen de dinlerken kafanda taşlar, mağaralar, eski şehirler canlanıyor. Tarih kitabı değil, resmen muhabbet. En çok hoşuma giden tarafı şu: akademik bir dil yok, kasıntı yok. “Bak şu taş, binlerce yıl önce şunu görmüş olabilir” diye anlatıyor. Sen de ister istemez kafanda canlandırıyorsun. Harran’ın mağara mezarlarını, Nemrut’un gölgesini, Urfa’nın taşlarını… Hepsi birer sohbet konusu gibi. Bir de kitabın samimiyeti şu noktada ortaya çıkıyor: Hz. İbrahim’in “Ben batıp kaybolanları sevmem” sözünü alıp bugüne getiriyor. Yani sadece tarih değil, aynı zamanda bir hayat dersi. Okurken “vay be, bu söz hâlâ geçerli” diyorsun. Sonuçta Kur’an’ın Anlattığı Tarih 2 benim için bir ders kitabı değil, bir yol arkadaşı oldu. Hem bilgi veriyor hem de sohbet ediyor. Sanki kahvede oturmuşuz, çayımızı yudumlarken “Urfa’da şu kazı yapılmış, Harran yeniden konuşmaya başlamış” diye anlatıyor. Samimiyetle tavsiye ediyorum.
1000Kitap
Kur’ân’ın Anlattığı Tarih - IITalha Uğurluel · Timaş Yayınları · 0296 okunma
Hikâye bitmedi; sadece mekânı ve zamanı değişti.
Kitabı okurken Bruno’nun masum gözleriyle gördüğü dünyayı düşündüm. Çocuğun gözündeki tel örgü sadece bir sınırdı, Shmuel ise sadece bir arkadaştı. Ama biz biliyoruz ki o tel örgülerin ardında insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri yaşanıyordu. İşte bu masumiyet ile gerçek arasındaki uçurum, romanın en çarpıcı tarafı. Sonra aklıma günümüz geldi. Gazze’de, Doğubeyazıt’ta, Rojava’da çocuklar hâlâ savaşın gölgesinde büyüyor. Onların da gözünde tanklar, bombalar, tel örgüler belki sadece “oyunun engeli” gibi görünüyor. Ama biz biliyoruz ki o masum bakışların ardında çok ağır bir gerçek var: çocuklukları çalınıyor. Romanın verdiği ders aslında bugün için de geçerli. Büyüklerin kurduğu ideolojiler, savaşlar, çıkar hesapları… Hepsi çocukların dünyasında anlamsız. Onlar için tek anlamlı şey dostluk, oyun, güven. Ama tarih, ne yazık ki, bu masumiyetin üzerine defalarca gölge düşürüyor. Çizgili Pijamalı Çocuk’ta sessizlik var, düşündükçe içimiz acıyor. Ve günümüzdeki savaşlara baktığımızda görüyoruz ki bu hikâye bitmedi; sadece mekânı ve zamanı değişti.
Savaş
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,7bin okunma
Mahalle Havası
Puan vermedi·152 syf.··
2026 63. kitabı
Şimdi düşün: Mahallede oturmuşuz, çay elimizde, Hüseyin Rahmi’nin Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç romanını konuşuyoruz. Ben diyorum ki: “Arkadaş, kuyrukluyıldız gökyüzünde görünmüş, millet evde dua ediyor, bazıları da ‘dünya bitecek bari evlenelim’ diye koşturuyor!” Yani romantizm değil, resmen kıyamet paniğiyle hızlandırılmış evlilik paketi. Romanı okurken sürekli güldüm. Çünkü karakterler öyle bir telaş içinde ki, sanki kuyrukluyıldız kapıya dayanmış da “Hadi bakalım, kim kiminle evleniyor?” diye yoklama çekiyor. Bir yandan hurafeler, bir yandan mahalle dedikoduları… Hüseyin Rahmi öyle bir anlatıyor ki, sanki yan sokakta komşular kavga ediyor da biz izliyoruz. En komik tarafı da şu: İnsanlar kuyrukluyıldızdan korkarken bile fırsat peşinde. “Dünya bitecekmiş, bari şu kızı kapayım” kafası… Yani romantizm değil, bildiğin survival modu. Sonuçta roman bana şunu düşündürdü: Bizim milletin mizahı hiç değişmiyor. Bugün de bir şey olsa, eminim sosyal medyada “dünya bitiyor, bari sevgili bulayım” diye trend olurdu. Hüseyin Rahmi bunu yüz yıl önce yazmış, biz hâlâ aynıyız.
1000Kitap
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,7bin okunma
Ney Misali
10/10
·366 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:46
Neyin içi soyulmadan ses çıkmaz; herkes üfler ama herkes nağmeye varamaz. Risale okumak da böyledir: herkes satırları geçer ama herkes manaya nüfuz edemez. Ben de yıllar sonra yeniden açtım o bahçeyi; kelime kelime yürüdüm, her birini tattım, sorguladım. Denizlerin uğultusu, rüzgârın serinliği, şimşeğin çakışı, çiçeklerin renkleri… Hepsi bir ağızdan tevhidi haykırıyordu. Derken Said Nursî’nin sesi içimde yankılandı: “Âlemler içinde âlemler…” İnsan, kâinat sarayının en mükerrem misafiri. O an içimden “değerliyim be” diye fısıldadım. Çünkü her zerre Rabbini zikrederken insana düşen emaneti korumak, ömrün sermayesini israf etmemekti. Faniliğin acısı, ayrılıkların sızısı satırlarda resmediliyordu. “Bil ey nefsim” diye kendime seslendim. Yıldızların diliyle Allah’ın varlığını haykıran şiir karşıma çıkınca semaya baktım: her yıldız bir hutbe, her ışık bir bürhan. Ve nihayet içimde bir arzu doğdu: göklerin süslerini temaşa etmek. Bir teleskop alıp semanın incilerini seyretmeyi hayal ettim. O şiiri açıp dinlerken yıldızların birer mescid-i seyyar, birer gemi-i cebbar oluşunu gözlerimle görmek istedim. Çünkü ben de o âlemler içinde bir yolcuyum; hem küçücük bir ney nefesi, hem de en mükerrem misafir. Keyifli okumalar ️️ Bediüzzaman Said Nursî
Din
Asâ-yı MûsâBediüzzaman Said Nursî · Söz Neşriyat · 20146,8bin okunma