İskambil kağıtları’nın esrarı/Jostein Gaarder/346 sayfa
Jostein Gaarder, Sofie’nin Dünyası’ndan önce kaleme aldığı İskambil Kâğıtlarının Esrarı’nda, insanın kendine ve dünyaya bakışını sorguluyor.
Kitapta bir ana hikaye var, bir de masalımsı ikinci hikaye.
Bir baba ve oğul, sekiz yıl önce evden ayrılan anneyi bulmak üzere Norveç Arendal’dan, Yunanistan/ Atina’ya otomobille yola çıkarlar. Yolda küçük bir köye uğrayıp ekmek alırlar. Ekmek aldıkları fırıncı aslında çocuğun dedesidir. Ama bunu çocuk da baba da bilmez.
Çocuk ekmeklerin içinden çıkan kitabı okuyunca bu sırrı öğrenir. Sonra Atina’da anneyi bulurlar ve Norveç’e geri dönerler.
Eserde, insan, varlık sebebi, dünyaya neden geldiği sorgulanıyor. Kainat ve dünyadaki varlıklar ve bunların sanatkârı aranıyor. Kitap; biz kimiz? nereden geldik? sorularıyla bitiyor.
NEREDEN GELDİK
"Eğer bizi yaratan bir Tanrı varsa, onun gözünde bizler, bir bakıma yapay varlıklar sayılırız. Gevezelik ederiz, dalaşırız, dövüşürüz. Birbirimizden ayrılırız ve ölürüz. Anlıyor musun? Acayip zekiyizdir, atom bombaları, aya giden füzeler yaparız. Ama hiçbirimiz nereden geldiğimizi sormayız. Buradayız ya sırık gibi, bu bize yeter."
"Onun için mi gülüyor Tanrı bize?"
"Elbette. Eğer biz kendimiz yapay bir insan üretebilseydik, Hans-Thomas, sonra bu yapay insan başlasaydı ahkam kesmeye -örneğin borsa ya da atyarışları hakkında- ve en basit ama en önemli soruyu, yani kendisinin nasıl ortaya çıktığını hiç sormasaydı - işte o zaman biz de katıla katıla gülerdik muhakkak."
İnsanların kim olduklarını, nereden geldiklerini hiç sormadan dünyada dolaşıp durmaları, anlaşılamaz bir şeydi bence.
İnsan nasıl bu gezegendeki yaşam karşısında gözlerini yumar ya da onu olağan sayabilirdi?
NİÇİN GELDİK
Çoğu insan, koca bir bulmaca gibi gözümüzün önünde