Gogol’un hayatının sonuncu, ikinci cildini ateşe attığı sonrasında vefat ettiği tamamlayamadığı kitabı Ölü Canlar, Rus insanının ve yönetiminin açıkları, karakterler üzerinden eleştirisi. Çok beğendim
Nikolay GogolÖlü Canlar
Şöyle bir özet buldum hoşuma gitti spoiler içerir okuyanlar bakabilir ;
www-rbth-com.translate.goog/arts/334677-gog...
İlk görüşte aşka inananlardan mısınız?
Kalp, olup biteni akılla tartmadan karar verir.
Werther isimli bir adamın ilk görüşte aşık olduğu Lotte’ye olan takıntılı sevgisini arkadaşına yazdığı mektuplarla anlatan kitap.
Çok aşık olduğu kadın nişanlıdır ve Werther ondan uzak duramayacağını anladığı bir anında kadının nişanlısıyla evlendiğini öğrenir.
Öyle ki döneminde kitabın trajik içeriğinden çok etkilenilmiş Werther gibi giyinme akımı (sarı yelekli mavi frak) oluşmuş ve trajik sona kapılan çokca insan olmuş.
Akıcı dil, betimlemelerin kuvveti, hislerini açıkça ifade etme yeteneği, güçlü kalem sonucunda bir salgına yol açmış(spoiler vermemek adına kısaca) ve Almanya, Danimarka ve İtalya’da kitap yasaklanmış.
Psikolojik olarak sıkıntılı döneminizdeyseniz okumanızı tavsiye etmiyorum ben de. Ama onun dışında kitap özgün bir klasik diyecek bir söz yok Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları
Aptallar! sanki benim ölümsüzlüğümü beceriksiz aygıtlarıyla, ipleri ve darağaçlarıyla boğabilirlermiş gibi!
Bu güzel yeryüzünün üstünde yürüyeceğim, yeniden yürüyeceğim, hem de sayısız kere.
Syf.32
O kadar kusursuz bir kitaptı ki, karakterle empati yapmamanız imkansız. Bir hücrenin içinde onlarla birlikte işkence çekip, onunla birlikte başka başka dönemlerdeki hayatlarını yaşıyorsunuz. Astral seyahat aslında.
Jack London bu kitabı, kitapta da içinde bulunduğu San Quentin hapishanesinde beş yılını geçiren arkadaşı Ed Morrel’den esinlenerek yazmış. O da kitaptaki bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.
Akademisyen olan Darrel Standing kendi gibi akademisyen meslektaşını öldürerek San Quentin hapishanesine düşüyor ve idam cezasına çarptırılıyor.
London, Amerikan hapishane sisteminin acımasızlığını ve adaletsizliğini en çarpıcı ve gerçek biçimde bize gösteriyor.
Bir hücrede deli gömleği giydirilerek tecrit cezası çektirilen Darrel Standing ana karakterimiz, çektiği işkencelerden kurtulmak için zihinsel olarak bedenini öldürerek geçmiş yaşantılarına gidiyor.
Benim en çok ilgimi çeken yaşantılarından biri de aslında gerçek hayatta da yaşanan,
Mountain Meadows katliamının olduğu dönemdeki yaşamı. Buna atıf yapmış olması duymayanlar için bir tarihi göstermek, bilenler içinse hatırlatmak için önemli.
Ve Daniel Foss hikayesi, buzlara çarparak batan bir gemiden kurtularak 8 yıl boyunca nerede olduğunu bile bilmediği bir adada yaşam mücadelesi. O kadar içindesiniz ki o yaşamın insan olmanın çaresizliğini görüyorsunuz. Muhtemelen gerçekte kurgu bir hikaye olduğu söyleniyor.
Bunun gibi sayısız yaşam, İsa’nın öldürülmesi dönemi gibi. Hepsi de o kadar akıcı ve yalın dille anlatılmıştı ki inanılmaz.
Sonuç olarak okuduğum en iyi kitaplardan biriydi.
London’un da söylediği
GOODREADS Yılın En İyi Romanı-2020 bu muymuş
Mesela 15 yaşa kadar hadi 20 yapıyım, 20 yaşına kadar okunabilir mi deseniz. Ya da Nietzsche’den sonra sakın okumayın.
Kitap benim için 2020 yılı Badreads Yılın Kötü Romanı ödülünü aldı.
Kötü kurgulanmış, çok fazla oturmamışlık var. Yaratıcı bir hayal gücüyle yola çıkmışsınız ve yolda arnavut kaldırımına takılıp takılıp durmuşsunuz bir türlü de düşememişsiniz hep aynı yolu aynı adımlarla yürümeye çalışmışsınız gibi.
Çok basit kaldı, yarısına gelip kitaba dair beğendiğim her güzel şeyin ya Albert Camus alıntısı olması ya da başka yazarlara atıflar olması filan beni üzdü.
Küçük şiir denemeleri de yapmış aslında ama onlar da olmamış bence.
Tek beğendiğim şu;
Gökyüzü kararır
Mavi siyaha döner
Yıldızlar yine de kafa tutar
Parlar senin için
Dili çok hafif, çevirmenden mi bilmiyorum virgül olması gereken yerler nokta ile bitirilmiş. Kelimeler derinlikten uzak seçilmiş sığ kalmış.
Kitabın sonuna doğru yapılmak istenene ve anlatılmak istenene saygı duyuyosunuz aslında. Hayatımızın her haliyle değerli oluşunu düşündürmek istemesi hoş.
Kendimiz olabildiğimiz hayatımız acısıyla, tatlısıyla, sevgisiyle, gülümsemelerimizle çok değerli ve yeterli
Ama bir kere daha başka hayattaki dünyasına girseydi Nora malesef benim kütüphanem o saniyede yıkılacaktı ve içinden sağ çıkamayacaktım :)
Okunmalı mı derseniz. Hayır da demem ama beklentinizi küçük tutmalısınız diye düşünüyorum benim beklentim fazlaydı.
Pınar Sabancı’nın önerisiyle zaten okuma listemdeki bu kitabın okumasını biraz öne aldım. İyi ki de aldım.
Hikaye, ergenlikteki bir çocuğun okuldan atıldığını öğrendikten sonra yaşadığı o zorlu süreci anlattığı olarak bilinse de çok daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz. Karakterin yalnız ve boşlukta hissetmesinin sebebinin okuldan atılmak olmadığını yani.
Holden en sevdiği kişi kardeşi Allie’nin losemiden ölümünden sonra hayatla bağını koparmış ve içsel bir boşluk hissiyle mücadele eden bir çocuk aslında.
Biz sadece karakterin müdürünün okuldan atıldığını ailesine söyleyeceklerini tahmin ettiği güne kadar yaşadıklarını görüyoruz bu da birkaç gün kadarcık zaten ama yıllar geçmiş gibi geliyor o buhranda.
Ne yaşamak ama.
Bu kadar boşlukta olan çocuğun olmak istediği yalnızca;
Çavdar tarlasında binlerce çocuk, çılgın uçurumun kenarında durmuş, uçuruma yaklaşan herkesi, bütün gün -çavdar tarlasında çocukları- yakalayan biri.
Üzücüydü benim için
Çünkü her hikayesinin arkasında kardeşini özlediğini anladım.
Sonuç olarak iyi ki kendisinin de çocukluğunu uçurumdan çekip çıkaracağı minik kardeşi Phoebe varmış
Bu arada bence bu kitabın spoileri filan olamaz zaten, kitabın alıntı cümleleri de çok kısıtlı tamamen duygusal derinlik ve içsel dünyanın ön planda olduğu bir kitap.
Etkileyiciydi kendi adıma, ben tartışmaların güzel kitaptı diyenler kısmındayım bu yüzden :)