İskender Pala ve Aşk Hikâyesi anlatılmaz okunur :) Yine bir Osmanlı hikayesi ile karşımızda değerli yazarımız. Kitap hem bir aşk hikayesini içinde barındırıyor hem de Sultan Ahmet Cami'sinin yapımına şahitlik ediyoruz.
Müslüman genç Bahşı ile Hristiyan ve papazın kızı olan Kaknusia'nın 20 yıllık ayrılıkları vuslat ile sonuçlanacak mı diye merakla okurken bir yandan da 1.Ahmet Dönemi'ne yolculuk yapıyoruz.
Kitap bazen hüzünlendiriyor bazen öfkelendiriyor. Pek güldümüyor onu söylemeden geçemeyeceğim. Elinizden bırakmadan bir solukta okuyacağız bir kitap. Ben çok beğendim tavsiye ederim...
Kitapla ve sevgiyle kalın...
Aşk Hikâyesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20245,1bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu kitap çok iyi Mario Mazzanti'nin okuduğum ikinci kitabı ve yine heyecan, gerilim, psikoloji başından sonuna hep vardı.
Ortadan kaybolan küçük bir kız öldürülmüş ve toprağa gömülmüş bir halde bulunur. Ve Sensi soluğu Claps'ın yanında alır. Claps'ın da olaya dahil olmasıyla ortaya bambaşka hikayeler çıkar.
Polisiye ve Psikolojik Gerilim seven herkesin keyifle okuyacağı bir kitap. Ben beğendim, tavsiye de ederim...
Kitapla ve sevgiyle kalın...
Osman Balcıgil kalemini en sevdiğim yazarlardan biri ve yazdığı biyografileri okumak büyük keyif veriyor bana. Bu kez de karşımıza Celile ile çıkıyor. Yine bizleri geçmiş yıllara Osmanlı'nın son dönemlerine götürüyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulum dönemlerine şahitlik ediyoruz.
Celile; paşa kızı, Nâzım Hikmet'in annesi, Yahya Kemal'in sevgilisi, ünlü bir ressam ve döneminin en güçlü, en güzel kadınlarından biridir. Ailesinin rızası ile yaptığı evlilik sonucu Nâzım ve Samiye olur ama bu evlilik istediği gibi olmaz ve ayrılırlar. Yahya Kemal Beyatlı ile tanışır aşık olur. Öyle ki Yahya Kemal onun için "Sessiz Gemi" şiirini yazar. Fakat bu ilişkide istediği gibi olmaz Celile'nin ve sonu ayrılıkla biter. Paris'e gider. Kendini resim yapmaya verir.
Yaşamı boyunca oğlunun mücadelesini desteklese de desteklemese de hep yanında olur. Hatta oğlunun bu mücadelesinde ki kararlılığını, inadını her daim kendine benzetir. Benzemeyen tek yanları gözleri Nâzım; Mavi Gözlü Dev iken, Celile; Ela Gözlü Pars'tır.
Çok güzel, bilgi dolu bir kitaptı. Biyografi okumayı sevenler için ideal bir kitap.Tavsiye ederim.
Kitapla ve sevgiyle kalın...
CelileOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20166,8bin okunma
Agota Kristof'un 1986 yılında yayımlanan üçlemenin ilk kitabı Büyük Defter ile büyük başarı kazandı. Daha sonra ikinci kitabı Kanıt 1988'de, son kitabı Üçüncü Yalan ise 1991 yılında yayımladı. Yapı Kredi Yayınları bu üçlemeyi tek kitap haline getirip 2010 biz okurlarına sundu.
Kitap; her ne kadar zamanın ve adın olmadığı bir dönemde başlayan bir savaştan bahsetse de yazarın hayatına baktığımızda dönemin 2. Dünya Savaşı olduğunu çıkarabiliriz.
Kitaba gelirsek; babalarının askere gittiği, annelerinin büyük şehirde geçimini zor sağladığı ve bu yüzden küçük bir şehirde oturan, çevredekiler tarafından "Cadı" denilen anneannelerin yanına bırakılan yaşları daha küçük olan ikiz kardeşlerin hayatlarını, yaşadıkları zorluklara, açlıklara rağmen pes etmeden verdikleri mücadeleleri anlatıyor.
İlk bölümde kardeşlerin biri sınırı geçip başka bir ülkeye gidiyor ve böylece ikinci bölüme geçiyoruz. İkinci bölümde ise geride kalan kardeş Lucas'ın küçük şehirde yaşam mücadelesi devam ediyor. Üçüncü bölümde ise bu kez karşımıza diğer kardeş Klaus çıkıyor ve bu kez de yaşadıklarını okuyoruz.
Kitabı genel olarak çok sevmemle birlikte çok eleştirdiğim, okurken rahatsız olduğum durumlarda oldu. +18 konularının bu kadar fazla değinilmesi, esnest ilişkilere ve eş cinselik olaylarına çok fazla girilmesi ve bazılarının da doğalmış gibi gösterilmesi açıkçası rahatsız etti beni. Yazarın bunları yazarken düşünceleri nelerdi merak ettim.
Kitap; üçüncü bölümde netliğe kavuşurken Lucas ile Klaus'un duygularına, hayatlarına, verdikleri mücadelerine şahit olmak hem çok güzeldi hem de çok üzücü. Sanırım en çok sevmenin ne kadar önemli olduğunu bu kitapta da görüyoruz.
Sözlerimi noktalarken size bir alıntı ile veda etmek istiyorum:
- Hep yalnız yaşadım.
- Neden?
Kitabı bitirdiğimde sanki Osamu Dazai karşıma geçmiş hayatını anlatmış gibi hissetim. Nitekim yarı otobiyografi olan bir kitap. Çünkü okuduğunuzda yazarın yaşamı ile ilgili çok fazla paralellik görüyorsunuz.
Aristokrat bir ailenin oğlu olmasına rağmen kendisini işe yaramaz, topluma dahil olmayı beceremeyen, insanlarla konuşamayan Oba Yozo hem evde hem de toplum içinde kabul görmek için "soytarı" rolüne bürünür. Bu rolle var olabileceğini düşünür.
Kitabı okurken Osamu Dazai'ye çok üzüldüm.Ailesinden sevgi görmeyen, sevmenin, sevilmenin ne olduğunu bilmeyen bir çocuğun zamanla düştüğü durum beni çok etkiledi. Tek kurtuluş yolunun intihardan başka bir şey olmadığını düşünen yazarın bu nedeninin ben tamamen sevgisizlik ve inanç eksikliğine bağladım. Yoksa para sıkıntısı çekmemiş, saygın bir ailenin çocuğu olan biri neden intiharı tek kurtuluş olarak görsün. Sebep apaçık belli SEVGİSİZLİK.
Nitekim bu kitap başka bir kahraman üzerinden yazarın yaşadıklarını, ruhunda kopan fırtınaları açıkça ortaya koyuyor.
Ben kitabı beğendim okumak isteyenlere tavsiye ederim. Kitapla ve sevgiyle kalın...