Selim

Selim
@KitapKitap
Burada yer alan okuduğum kitaplar listesine 2016 yılı öncesi okuduğum kitaplar dahil değildir.
Günün birinde tozlu yollarda yürürken kartpostal buldu genç adam, hizliresim.com/moJArR eğilip aldı, çöp kutusuna atıyordu ki arkasını çevirdiğinde mürekkebi akmış kurumuş olan giderek kaybolmaya yüz tutmuş kısa bir hikâye buldu. Yorulmuştu. Çay bahçesine girdi, arada bir çayını yudumlayıp okumaya başladı: Son İstasyon Karıncaların turuncu topraklar adını verdiği ıpıssız orman derinliğindeki çoraklıklarda karınca yapımı kâh tramvaylar, kâh vapurlar, dopdolu, capcanlı berrak cam gibi hava, öyle ki gündüz bulanıklıktan eser yok. Gözler ise nemli. Aralıksız devam eden büyük bir göç dalgası başlamış. Artık karınca yazarların, kitaplarıyla beraber, karınca okurlarla birlikte yepyeni bir istasyona nakledilmesi gerektiği uzun bir süreden beridir biliniyormuş. Bu görüşü destekleyenler ve aleyhte oy kullananlar bir kaç yıldır yazılı basında çokça hararetli biçimde tartışıyormuş. Bundan dolayı şehirmişçesine ‘Son istasyon’ adı verilen içi boş yarım düzine ağacın ortasındaki bir ağaç oyuğunun yanı başında ufka doğru uzanan topraklardaki küçük oyuklar kapıymışçasına yoktan var edilerek yerleşkeler meydana getirilmiş, kaşla göz arasında. Geride kalanlarla çıktıkları yeni yolculukta ilerleyenlerin artık birbirlerini görme imkânlarının bile silindiği bir atmosfer doğmuş ilk kez. Ömürlerince ellerine bir kitap alıp okumamış karıncalardan bazıları ne hikmetse, ne ilginçtir ki gündemdeki tartışmalar neticesinde kitaba merak salmış onlarda kafileden olmuş. Karıncaların kütüphaneleri, heykeltıraşlarla heykelleri, unvanı profesör, yazın adamı, bilim işçisi olanları böylelikle günler öncesinden nakledilmiş. Milyonluk değerdeki arazilerini kitapları için terk eden karıncalarda varmış aralarında, tiyatrocusu da, birbirinin içine geçmiş hemen hepsi bu büyük karışıklıkta, bu büyük
Erhan Özdemir isimli okura yanıt verildi
Selim
Ağustos ayı etkinlik bağlamında verimli geçiyor gibi gerçekten, bu arada ben de okumadığım hikâyeleri fırsat buldukça okumaya çalışıyorum, sizin etkinlik katkılarınız yorumunuz içinde ayrıca teşekkürler.
Reklam
Ağustos Ayı Hikaye/Deneme Etkinliği
AĞUSTOS Ayı etkinliği sona ermiştir..Hikaye/denemeler #32148039 iletisinde paylaşılmıştır. --------------------------- Temmuz Etkinliği de kazasız belasız sona ermek üzere, sayı olarak diğerlerine yaklaşsak da katılımcı olarak daha azaldık haliyle- yaz rehaveti, etkinliğin deneyselliği, zaten baştan beri beklediğim bir şeydi. Bazı katılımcılar dörder beşer yazı gönderseler de diğer aylara kıyasla verimsiz olduğunu kabul ediyorum. Buna, yazı sayısını kısıtlamayarak, biraz da ben katkı sağladım. Bazı yazarlar yazdıklarını kontrol etmek gereği bulmadan, içlerinden geldiği gibi gönderdiler yazıları tamamen. Kendi yazım da dahil olmak üzere diğer aylara göre seviye biraz daha düştü böyle olunca. Her şeye rağmen güzel/farklı bir etkinlik oldu ve okurların da en az bizler kadar zevk aldığını düşünüyorum. Tabi Ağustos ayında da sözümden dönmeyeceğim, geçen ayki işitsel etkinlikten sonra, bu ay da görsel bir şeyler yapalım diyorum. Uğur hikaye etkinliklerine başlamadan önce kendilerinin Kayıp Rıhtım'da yaptıkları bir şeyden söz etmişti. Yazarlara bir takım resimler göndererek, bu resimlere göre hikaye yazmalarını istiyorlarmış. Resimde gördüklerini anlatmak değil ama, ne düşünüyorsa, resim onlara ne hissettiriyorsa onunla ilgili bir şeyler yazmaları bekleniyormuş. İntihal üzerine master yapmış biri olarak bunu da kopyalamazsam olmazdı zaten. Geçen ayki müzik parçaları gibi bir kaç (Neden 11?) tablo toparladım. Çeşitli sanatçılara ve akımlara ait bu tablolardan birini seçerek, inceleyecek- ve tabloyla ilgili bir hikaye/deneme yazacaklar bu etkinliğe katılmak isteyenler. Olabildiğince farklı şeyler seçmeye çalıştık. Bazıları tanıdık gelecektir gerçi. Umarım katılım olur ve güzel bir şeyler çıkar. Bu kez her
Etkinlik
Selim
'Son İstasyon' adlı kısa hikayem.
ÇAPRAŞIK i.hizliresim.com/b6L0W8.jpg Siyah postallarının bağcıklarını bağlamak için eğildi adam. Parmakları birbirine dolaşa dolaşa,  üstün körü bağladı ayakkabılarını ve Parkasını geçirdi üzerine. Parka, hızlı hareket etmesini engeller diye giymekten vazgeçip,  siyah yağmurluğunu giyip, kapşonunu geçirdi kafasına. Kamerasının da şarjını kontrol edip çantasına koydu. Sessizce odasından çıkıp merdivenlere yöneldi. Etrafa steril bir koku yayılmıştı. Ne olduğunu anlamadı, anlamak için de çok düşünmedi. Bir an evvel gitmesi gerekiyordu. Dışarı çıktığında gökyüzüne baktı. Dolunay vardı o akşam… ayın parlaklığı gecenin karanlığını alıp yeryüzünü laciverde boyamıştı sanki… Cebinden anahtarını çıkartıp 70 model Mustang aracına binip yola koyuldu. Aracı eski olmasına rağmen gayet iyi gidiyordu. Gerginliğini üzerinden atmak için radyoyu açtı ve çıkan şarkıya eşlik ederek söylemeye başladı ama içindeki ürperti rahatlamasına izin vermiyordu. Kendi kendini telkin etmeye başladı bu defa. “Sonuna geldim artık. Herkes her şeyi öğrenecek. Git ve bu işi hallet! Onlara ne kadar iyi bir gazeteci olduğunu göster! Hadi ama yaparsın sen bunu.” Yaklaşık bir saat yol aldıktan sonra üzüm bağlarının olduğu tepelik bir yere gelmişti. Arabasını kuytu bir yere çekip geri kalan yolunu yaya olarak devam etmesi gerekiyordu. Çantasına fener koymuştu ama ay o kadar parlaktı ki ona hiç ihtiyaç duymadı.  Çamurlu yollarda bata çıka yürümeye başladı. Sabah çok şiddetli yağmur yağmıştı bulunduğu yerin toprakları Terra Rossa tipi toprak olduğu için yağan yağmurla birlikte balçık gibi olmuştu, adımını her kaldırışında büyük kuvvet sarfetmesi gerekiyordu. Yarım saat çamurlu yolla mücadele ettikten sonra nihayet kayalık bir alana gelmişti. Artık daha rahat hareket edebiliyordu. Dikkatli bir
Selim
Michael Dibdin, 'Fare Kral' serisini andırıyor, bir parça.
Mutfak
Değirmenci ailesinin mutfağı evde devam eden bir yaşam olduğuna dair tek kanıttı. Fevzi bey, her sabah olduğu gibi, elindeki gazeteye dalmış, okuduğu sayfayı resmi ilanlarına kadar hatmettikten sonra onun yaşındaki insanlara has çevik bir el hareketiyle arka sayfaya geçmiş ve kahvaltı sonrası yaktığı ilk sigarasını yine küllükte unutmuştu. Şükran hanım ise her zaman oturduğu koltuğunda burnunun ucuna düşen yakın gözlüğünün üzerinden kullanmaya bir türlü alışamadığı yeni akıllı telefonunu dikkatle kurcalıyor, sanki biriyle gizli bir sırrı paylaşıyormuş gibi kendi kendine mırıldanıyordu. Bu sabah rutininin olağan sessizliğini ilk bozan Fevzi bey oldu; - Şükran bir dilim ekmek daha uzatsana, şu Ayvacık'tan aldığımız portakal reçelini bitireyim bari. Bozulacak yoksa o reçel. Benden başka kimse yemiyor. - Fevzicim şu ekmeği bırak artık. Karatay'ı hiç mi dinlemiyorsun? Zehir diyor kadın, ha beyaz ekmek yemişsin ha zehir yemişsin aynı şey diyor... Reçeli de bitireceğim diye uğraşma. Kimbilir nasıl şekerle yapıyorlar o reçeli... Karatay şeker kesinlikle yasak diyor. Artık dikkat et kendine biraz... - Yahu bir dilim ekmek istedik başladın yine sabah sabah Karatay da Karatay... İçim şişti, şu kadının adını söyleme artık, yeter! - Vallahi sen bilirsin Fevzi, bak kadın o yaşa gelmiş seni beni cebinden çıkarır. Keyfine konuşmuyor ya canım! Bol bol zeytin tüketeceksiniz diyor. Bak sen hiç zeytin yemiyorsun, reçel yiyeceğine şu zeytinlerden ye birkaç tane... - Tamam Şükran, Allah aşkına sus sabah sabah... Şurada yarına çıkacağım belli değil, senin ettiğin lafa bak. Yetmiş bir sene o ekmeği yedim ben. Bu saatten sonra mı öldürecekmiş Allah'ın nimeti? Varsın öldürsün o zaman ne diyeyim ben şimdi sana... - Sus Allah gecinden versin Fevzi... Al bu dilimi de ye ama daha yeme artık.
1000Kitap
Selim
Bu hikayeyi beğenenlerin bu kitabı okumasını tavsiye ederim: Satıcının Ölümü Arthur Miller
Mutfak
Değirmenci ailesinin mutfağı evde devam eden bir yaşam olduğuna dair tek kanıttı. Fevzi bey, her sabah olduğu gibi, elindeki gazeteye dalmış, okuduğu sayfayı resmi ilanlarına kadar hatmettikten sonra onun yaşındaki insanlara has çevik bir el hareketiyle arka sayfaya geçmiş ve kahvaltı sonrası yaktığı ilk sigarasını yine küllükte unutmuştu. Şükran hanım ise her zaman oturduğu koltuğunda burnunun ucuna düşen yakın gözlüğünün üzerinden kullanmaya bir türlü alışamadığı yeni akıllı telefonunu dikkatle kurcalıyor, sanki biriyle gizli bir sırrı paylaşıyormuş gibi kendi kendine mırıldanıyordu. Bu sabah rutininin olağan sessizliğini ilk bozan Fevzi bey oldu; - Şükran bir dilim ekmek daha uzatsana, şu Ayvacık'tan aldığımız portakal reçelini bitireyim bari. Bozulacak yoksa o reçel. Benden başka kimse yemiyor. - Fevzicim şu ekmeği bırak artık. Karatay'ı hiç mi dinlemiyorsun? Zehir diyor kadın, ha beyaz ekmek yemişsin ha zehir yemişsin aynı şey diyor... Reçeli de bitireceğim diye uğraşma. Kimbilir nasıl şekerle yapıyorlar o reçeli... Karatay şeker kesinlikle yasak diyor. Artık dikkat et kendine biraz... - Yahu bir dilim ekmek istedik başladın yine sabah sabah Karatay da Karatay... İçim şişti, şu kadının adını söyleme artık, yeter! - Vallahi sen bilirsin Fevzi, bak kadın o yaşa gelmiş seni beni cebinden çıkarır. Keyfine konuşmuyor ya canım! Bol bol zeytin tüketeceksiniz diyor. Bak sen hiç zeytin yemiyorsun, reçel yiyeceğine şu zeytinlerden ye birkaç tane... - Tamam Şükran, Allah aşkına sus sabah sabah... Şurada yarına çıkacağım belli değil, senin ettiğin lafa bak. Yetmiş bir sene o ekmeği yedim ben. Bu saatten sonra mı öldürecekmiş Allah'ın nimeti? Varsın öldürsün o zaman ne diyeyim ben şimdi sana... - Sus Allah gecinden versin Fevzi... Al bu dilimi de ye ama daha yeme artık.
1000Kitap
Selim
Tansu Çiller'in devalüasyon sonuçları dipnotla açıklansaydı güzel olabilirdi.
Reklam