En temel, en saf hissinin ne olduğunu sordum.
"Ne hissediyorsun?"
"Ne mi hissediyorum?" diye tekrarladı, sonra da kafasını kaşıdı.
"Kendimi hasta hissettiğimi söyleyemem ama iyi hissediyorum da diyemem. Aslında bir şey hissettiğimi söyleyemem."
" Acı çekiyor musun?"
" Çektiğimi söyleyemem."
" Peki, hayattan zevk alıyor musun?"
" Aldığımı söyleyemem..."
Fazla ileri gitmekten, onu gizli, bilinmeyen, dayanılmaz bir boşluğa itiyor olmaktan korkup duraksadım.
" Eğer hayattan zevk almıyorsan, " diye tekrarladım ve biraz da çekinerek sordum,
" O zaman hayata dair ne hissediyorsun? "
" Bir şey hissettiğimi söyleyemem."
" Ama yaşadığını hissediyorsun değil mi?"
" Yaşadığımı hissetmek mi? Hayır. Çok uzun zamandan beri öyle hissetmiyorum."