Kitap Arkadaşım

Kitap Arkadaşım
@Kitap__Arkadasim
TOG Kitap Arkadaşım Projesi Birlikte okuyup tartışıp bağışlıyoruz Daha iyi bir dünya inşa ediyoruz Formu doldurarak aramıza katılabilirsiniz Murat ErginMurat Ergin, DemetDemet, EsmaEsma, Ahmet KarakuşAhmet Karakuş Selma Nur ArslanSelma Nur Arslan
66 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Körlük
Puan vermedi
Değerli üyemizin yazdığı inceleme yazısı için kendisine teşekkür ediyoruz :) Kitap arkadaşımla seçtiğimiz kitap Körlüktü. Anlatım açısından diğer kitaplardan ayrılan yanı diyalogların sıralı cümleler halinde verilmesi ve nokta ile virgül dışında hiçbir noktalama işaretinin kullanılmamasıydı. Cümleler de paragraflar da uzun uzundu. Virgülle ayırma işlemini çok fazla kullanmıştı yazar. Ama bence bunlara rağmen sıkmadı ya da karışıklık yaratmadı. Konu ,daha önce de bahsedilmişti belki duymuşsunuzdur, trafikte kırmızı ışıkta bekleyen bir adamın aniden kör olmasıyla başlıyor. Ondan sonra temas ettiği herkes kısa sürede kör oluyor. Bu kişileri bir akıl hastanesinde karantinaya alıyorlar. Gün geçtikçe aralarına yeni körler katılıyor. Bu körlerin gitgide nasıl insanlıktan çıktıklarını anlatıyor kitap. Birçok şeyi sorgulatıyor insana. Ahlaki değerler dediğimiz şeyler yalnızca birileri görürken mi geçerlidir? Bu değerleri gerçekten sorgulayıp mı kabul ediyoruz yoksa el alem ne der diye mi? İnsanın özüne aslında kötülük mü hakimdir? Normal şartlar altında suç, kötülük dediğimiz şeyler başka şartlar altında kalınca yine öyle adlandırılır mı yoksa daha kabul edilebilir bir hal mi alır? Mesela kitabın başında adam öldürmeyi bu şekilde kabul eden ben belli bir yerinde bunun makul olan olduğunu kabul ettim hatta kendimi karakterin yerine koyup öldürmek istedim. Körlük sadece göze mahsus bir şey mi? Aslında bizler gerçekten görüyor muyuz? Gibi bir sürü soruyu sorduruyor kendimize. Okunmasını tavsiye ederim. Üstüne düşünülmesini ve tartışılmasını da tavsiye ederim. KörlükKörlük, José SaramagoJosé Saramago
İnceleme
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
Değerli üyelerimizden Ahmet Akçakoyun'un inceleme yazısı için kendisine teşekkür ediyoruz :) Aramızda Sait Faik okuyan, hatta belki külliyatını tamamlayan arkadaşlar vardır. Bu arkadaşların da iyi bildiği gibi Abasıyanık’ın, bırakın kitaptan kitaba, öyküden öyküye dahi değişen bir üslubu vardır. Kelime oyunları onun öykülerinde pek bulunmaz ama mesela bu öyküde de geçen bir kelimenin üstünden bir örnek vereyim “hain” demez de mesela “hayın” der. Bu bir kelime oyunu mudur sanmam ama bu türden değiştirmeleri yapar. Bu konuda açıkçası çok bilgim yok, belki de kelime zaman içinde değişime de uğramış olabilir. Her neyse konumuzdan uzaklaşmayalım. Ama bildiğim bir husus var ki, o da Sait Faik’in ziyadesiyle sevdiği, anlatımındaki bu değişikliktir ama bu değişiklik onun duru anlatımına asla zarar vermez, hikayenin akıcılığını bozmaz çünkü bu öyle kökten bir değişim değildir. Edebiyat derslerinden de hatırlayacağınız üzere, Sait Faik’in hikayelerinin genel konularını doğa, insan ve bunlara duyulan sevgi alır. Aslında hikayelerin hemen hepsinin temelinde sevgi yatmaktadır. Şimdi hikayemizi incelemeye başlayalım. İsmi Su Basması olan bu öykünün konusunu, bilmeyenler için, Sakarya Nehri oluşturuyor. Bence nehrin betimlemesi çok iyi. Usta klasik betimlemelerden uzak durmuş. Öyle sıradışı ki, okuyucunun nehri gözünde canlandırmasına gerek kalmıyor. Buna ihtiyacı yok çünkü. Ayrıca Sakarya Nehri’nin mevsimlere göre nasıl değiştiğini de, Sait Faik; belki isteyerek, belki zorunlu kalarak, belki de farkında bile olmadan bize öğretmiş bulunuyor. Zaten Sait Faik’i çok okuyan ve seven biri olarak, şunu canı gönülden söyleyebilirim: genel kültür bakımından, okuyucu çok kazançlı çıkıyor onun öykülerinde. Örneğin, konudan alakasız, Burgazadayı ondan dinleyen biri, gidip görmüş
İnceleme
Havuz BaşıSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20132,563 okunma
On Kişiydiler
Puan vermedi
Değerli üyelerimizden Aleyna Reisgil'in inceleme yazısı için kendisine teşekkür ediyoruz :) Merhaba sevgili kitap arkadaşlarım Sizlere okuduğum polisiye bir romandan bahsetmek istiyorum; Romanın ismi daha öncelerde "ON KÜÇÜK ZENCİ" diye geçiyordu. Fakat Agatha Christie'nin torununun torunu James Prichard, romanın adının 'gereksiz hakaret oluşturmaması' için değiştirilmesine karar vermiş.Bu yüzden artık romanın ismi "ON KİŞİYDİLER" olarak değiştirilmiştir. Agatha Christie'nin okuduğum ilk polisiye romanıydı. Ben okurken çok keyif aldım başladıktan sonra her bir cinayet bende merak uyandırdı. Sonu çok şaşırtıcı bitti hiç ummadığım şekilde :) Çok akıcı ve sade bir dille yazılmış roman. Eminim ki okuyan herkes çok kısa sürede keyif alarak bitirecek. Şimdi kısaca romanın konusundan ve içeriğinden bahsetmek istiyorum. "On kişi, Devon kıyısında bulunan Asker Adası'ndaki ıssız bir adaya davet edilirler. On kişinin her birinin geçmişi karanlık sırlarla doludur. Adaya vardıktan sonra on kişiyi büyük bir sürpriz bekler. Davet edildikleri yerdeki ev sahibi Bay ve Bayan Owen ortadan kaybolur. On kişi ıssız adada mahsur kalır ve cinayetler ardı ardına başlar. Cinayetlerin işleyiş sırası on kişi arasında bulunan Vera'nın çocukluk günlerinden anımsadığı eski bir masal tekerlemesinde saklıdır." Okumaya başladıktan sonra sayfalar ilerledikçe cinayet tekerlemesinden yola çıkarak sırasıyla yaşanacak cinayet olaylarını anlayıp kimin işlediğini çözmeye çalışacaksınız. Bulduğunuz tahminler sizi yanıltabilir. Sonu hiç beklenmedik şekilde bittiği için benim gibi "Ama nasıl yaa, aaa" gibi tepkiler verebilirsiniz :) Polisiye tarzı okumayı severlere tavsiyemdir. - AGATHA CHRİSTİE - ON KİŞİYDİLER 223 SYF. Herkese iyi okumalar diliyorum. On KişiydilerOn Kişiydiler, Agatha ChristieAgatha Christie
İnceleme
On KişiydilerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202143,5bin okunma
BENJAMIN BUTTON'IN TUHAF HİKAYESİ
Puan vermedi
Değerli üyelerimizden Ümmühan Boran'ın inceleme yazısı için kendisine teşekkür ediyoruz :) Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'nden çıkardığım bazı düşünceler(sizinle de paylaşmak istedim): Neden bebek sahibi oluruz bunu düşünmemi sağladı kitapta bebek sahibi olma köklü geleneği diye bahsediliyor bu konuya yani bilinçsizce :( Bebeklerin doğumunu düşündüğümüz gibi onların yaşlanacağını da önceden ön görmek düşünmek hayal etmek gerek bu kitap bana biraz da bunu hissettirdi. Hastanede bebek odası dediğimiz yer bize göre bebek odası ama bebeklerin gözünden bence kitapta dediği gibi ağlama odası ;) Bebekler neden çıngırakla oynarlar bebek oyuncaklarını gerçekten bebekler seviyor mu yoksa ebeveynler dayattığı için mi bebeklerin sevdiğini ve sevmek zorunda olduğunu düşünüyoruz? İnsanların çoğunun bencil olduğunu gördüm bir kez daha, herkes kendi durumuna bakıyor ama asıl sorunu olan kişiyi de yargılamaktan ona zorluklar çıkarmaktan da geri kalmıyor. Koysana kendini onun yerine ve kolaylaştırsana işlerini neden ilk şaşkınlığını sürdürmeye ve kabullenmemeye devam ediyorsun ki? Bence artık tuhaflıkların normal olduğunu kabul edip onlara alışmak ve onların kabulüyle yaşamayı bilmek gerek. Yalanı sonradan yaşananlarla öğreniyor insan ve bunun kaynağı yargılanma, anlaşılmama ve dışlanma korkusu. Hep yaşlanma korkusundan bahsederler ama ya gençleşme bebekleşme korkusu da varsa? Ve insanların her daim dedikodu için bir konusu vardır oyüzden gerçekten aldırmayacaksın ve bu hayatı yaşayacaksın yoksa sende senin gerçekleştiremediklerini gerçekleştirenlerin dedikodusunu yaparsın ;) Korkuya kıyasla mutluluğu seçmek de bir zaaftır bunun farkında ol işlerinde. Ve eğer sen başına gelen zorluklara kötülüklere ders alarak bakmazsan ileride sende zorluk çıkaran kötü biri olursun
İnceleme
Benjamin Button’ın Tuhaf HikâyesiF. Scott Fitzgerald · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202127,8bin okunma
1984
Puan vermedi
Değerli üyelerimizden Hilal Ataş'ın inceleme yazısı için kendisine teşekkür ediyoruz :) Ben George Orwelin 1984 adlı kitabını okudum kitap en iyi distopya örneklerinden biriymiş gerçekten de öyle geleceğe ilişkin bir kabus kurgusu. Orwel' in kurguladığı dünyada kitapta da anlatıldıgı gibi gerçekten insanlık karabasanı gibi bu kurgulanan dünyada her ne kadar karanlık, korkunç ümitsiz bir yapısı olsa da muhteşem bir hayranlık uyandıran mantığı var kitabın gerilimi ve aksiyonu oldukça fazla kitap anlatım yönüyle çok akıcı ve sürükleyici anlatım yönüyle kitaplar arasında güzel bir anlatımı var diyebilirim birinin her zaman seni izlemesi ne kadar ürkütücü gelebilir bir insana? Bu kitapta da öyleydi büyük biraderin her zaman seni izlemesi baya korkutucu bir rahatsızlık hissi veriyor insana ve bu izlenmelere rağmen kimsenin bu olaya ses çıkarmaması. normal bir durum halinde, yaptığınız her şeyden haberdar olan biri var ve siz ona ses çıkaramıyorsunuz tüm otorite bir başkasının elinde nefes almaktan bile suçlu sayılabilirsiniz sadece büyük biradere bağlısınız ve ona nefret haftası olduğu zamanda içindeki kinleri kustugunuz bir zaman dilimi veriliyor oraya katılmak mecburi yoksa düşünme suçlusu sayılıyorsunuz her an her dakika izleniyorsunuz buna itiraz eden yok! Eden olursa gece ansızın buharlastırıılıyor anlatılan bu ülkede herhangi bir karşı cinse karşı asla bir şey hissedemiyorsunuz. Biriyle evlenmek istediğinizde bunu partinin onaylaması gerekiyor. Onay almanız içinde herhangi bir sevgi beslemediğinizi, tek amacınızın ”parti” için çocuk yapmak olduğunu ispat etmeniz gerekiyor. Bu şekilde bir ispat yapabilirseniz onay alıyorsunuz. Nefret haftalarına bekarsanız ailenizle gidiyorsunuz çocuklar ajan gibi ve küçük yaşta sizinle olan bağlar kopartılıyor burada düşünmek suç
İnceleme
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma