- Polisin kabusu, yılbaşı geceleridir. Herkesin gülüp eğlendiği, mutlulukla dans ettiği o gece, polisler için korkunç saatler demektir; öğleden sonra başlayıp yeni yılın ilk günü ışıyıncaya kadar süren, bir türlü bitmek bilmeyen kanlı, karanlık bir kabus. Bunları düşündüğümüz yeni yılın ilk saatlerinde Tarlabaşı'nda bulunan bir erkek cesediyle başlıyoruz aksiyona. Barbut İhsan, Kara Nizam, Saltanat Süleyman, Titiz Tarık, Pire Necmi, Janti Cemal, isimlerinden de anlaşılacağı gibi birbirinden farklı ve estetik biçimde kitaba yerleştirilmiş karakterler. Bunların arasında ne ararsanız var. Uyuşturucu işinden, kumarhane işletene, kadın pazarlayana, tetikçisine, hainine kadar hepsi var. ''Burası bizim semtimiz, sokakta bir kedi çiğnense, bir cam kırılsa haberimiz olur.'' diyorsunuz, diyorsunuz da burnunuzun ucundaki cinayeti kim işledi? Haberiniz yok. Başkomiser Nevzat bu görev için seçilmiş kişi tabii ki. Bu olayı aydınlatacak kişi O'ndan başkası olamazdı zaten.
- Başkomiser Nevzat, yardımcısı Ali ve kriminologumuz Zeynep kolları sıvayıp cinayet için şüphelileri sorguya çekerek ve delilleri toplayarak yola koyuluyorlar. Kitap sadece cinayet üzerine yazılmış bir polisiye roman değil, sayfaları karıştırdıkça önümüze çıkan, içimizi ısıttığı kadar yüreğimizi burkacak hikayelerle de karşılaşıyoruz. Başkomiser Nevzat'ın ''Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'' kitabın da adını taşıyan lakabından nasıl vazgeçmek zorunda kaldığı beni çok hüzünlendirdi. İçten içe bazı konuları yaşadığı olaylarla harmanlayarak ilerlemesi esere akıcılık ve derinlik kazandırmış. Örneğin olay Tarlabaşı'nda geçiyor ve yazar sık sık buradaki kentsel dönüşümden faydalanıp oradaki yaşayanlara zulüm edip mallarına zorla el koyan mafya babalarına, imar çakallarına ve bu işten rant sağlayacak herkesten şikayetçi.