Şah, Safevi devletinin Şeyhi İsmail; kendisi iyi bir şair, küçük yaşına rağmen siyasette iyi ve aynı zamanda kızılbaşların öncü lideri..
Sultan, Osmanlı'nın kudretli sultanlarından, ilk halifemiz, 8 yıllık kısa iktidarına rağmen Osmanlı topraklarını büyütüp hazineyi ağzına kadar dolduran Yavuz Sultan Selim..
Yavuz Sultan Selim hazineye kendi mührüyle kilitlemiş ve kendisinden çok dolduran Sultan mührü kendi mührüyle değiştirsen diye vasiyet etmiş. Ama maalesef bir daha hiç bu kadar dolduran olmamış hazineyi.
Kitaba gelirsek.. Benim beğenim de eleştrimde orta halli oldu. Kitap da iki taraf var Şah ve Sultan. Ve kitabının iki ayrı anlatıcısı var. Birisi Şahın öz yeğeni Kamber, diğeri Sultanın kızılbaş sağ kollu Hüseyin. Aslında Hasan ve Hüseyin iki kızılbaş ikiz kardeş. Ama aralarında bir ayrım var birisi Şahın sağ kolu diğeri Sultanın. Dünyanın iki ayrı köşesinde iki kardeş aynı kaderi paylaşıyorlar. Birbirlerine kan bağıyla bağlılar ama birbirlerinin kanını dökmek için savaşıyorlar. Sanırım yazarın da okuyucunun da en çok hüzünlendiği şey iki kardeşin hikayesi.. Ben yazarın bu iki kardeşi konuşturarak kitabı anlatmasını isterdim. Hüseyinin karşısında anlatıcı olarak Kamberi değil Hasanı görmek isterdim. Ama sanırım yazar iki kardeşi birde burda karşı karşıya getirmek istememiş. Böyle düşünüp avunuyorum.
Kitap birebir tarihi anlatan bir kitap değil. Şiirsel bir dille yazılmış tarihte geçen bir aşkı anlatan bir roman denilebilir. Bence kitap Şahın ve Sultanın savaşından çok aynı kadına olan aşklarını anlatıyordu. En azından bana bu izlenimi verdi. Yazarın konusunu çok beğendim bence elinde harika bir konu var ama yazar bunu pek de güzel işleyememiş. Yazar taraflı davranmıyor, taraf tutuyor diye farklı eleştri yapanlarımız var lakin yazar her ikisini de övüp her ikisini