Yazar, kaleme aldığı öykü kendi içindeki bir kuvvet tarafından ortaya çıkarılıyormuş duygusuna kapılabilir. Sanki hipnoz altında gibi yazdığı olur.
Ama sonra birden bu yanılsama çemberini kırabilir yine. Araya küçük, ironik yorumlar katarak öyküye müdahale edebilir. Okuyucuya bunun sadece bir masal olduğu kısaca hatırlatılır.
...
Böylece yazar okuyucuya kendi dünyasının da masalsı olduğunu hatırlatır aynı zamanda. Yanılsamanın bu şekilde yıkılmasına romantik ironi diyoruz. Örneğin Norveçli Yazar İbsen 'Peer Gynt' adlı tiyatro oyunundaki kişilerden birine şöyle dedirtmiştir:
'Beşinci perdenin ortasında da ölünmez ki.'
Masal, romantikler için edebî bir ideali oluşturuyordu. Barok dönemde tiyatronun en tutulan sanat türü olması gibi bir şey. Yazara kendi yaratıcı gücünü serbestçe kullanma imkânı tanıyordu ne de olsa.
Yarattığı dünyada Tanrı rolünü oynayabilirdi yazar.
Schelling doğada bir 'dünya tini' buluyordu, ama bu dünya tini'nin insan bilincinde de olduğunu düşünüyordu aynı zamanda. Böyle bakınca, doğa ile insan bilinci aslında aynı şeyin ifadesidir.
...
Birçok romantiğin gözünde felsefe, doğa araştırması ve edebiyat daha yüksek bir bütünlükte iç içe geçiyordu. İster bir öğrenci odasında oturup esin dolu şiirler yaz, ister çiçeklerin yaşamını ya da taşların yapısını incele, doğa ölü bir mekanizma değil de yaşayan 'dünya tini' olduğuna göre, bunlar aynı madalyonun iki yüzüydü.
Kant'ın aklın 'büyük sorulara' cevap veremeyecek türden bir bilgi teorisini ''nedenselliği aklın şeylere biçim vermesine has yasalar'' olarak formülize etmesinin yanı sıra özgürlüğün koşulu saydığı pratik aklın kategorik imperatifleri onun soğuk ussal yaklaşımına rağmen ''Kendinde Şey''i sanatsal perspektif lehine kayırması Romantiklerin arşimet noktası sayılabilirdi.
Romantik akım, metodik ve gündelik olanın işleyişine dair bilginin sistematiğine karşı baş kaldıran gençlerin elinde ortaya çıkmıştı. Aklın zorunluluğunun Kant'ın istemediği yönde onun ussal meşruiyetinin eksikliği algısı Romantikleri sanatın duygulanımlarıyla 'Ding an sich' yaşantılamaya yönlendirmişti. Bu nedenle tembellik ve düş gücünün yaratımı olarak Dünya fikri için hayallerde kaybolma, Romantiklerin genel davranış örüntülerinin bir parçasıydı.
Pek çok bakımdan Romantizmin ortaya çıktığı zamandan 150 yıl sonrasındaki Hippilerle ortak nokta taşıyordu.