İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak. Bu çığlık, bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışına benzer. Önce, aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık, sonra da aşırı gürültüye dayanamayıp, içlerinden birini, bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir. O da gidip "Biz de çaldırdık cüzdanı, ne var? Senin gibi kıçımızı yırtıyor muyuz?" der. Böylesi bilimsel bir müdahale için, genelde diplomalı olanlar tercih edilir. Kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresindeki boşluğu insanlarla doldurur. Buna, büyüme denir.
Gerçek olaylarla bizlere bir şeyler anlatmaya çalışmasını olumlu bulmakla birlikte, sürekli olarak ayni şeyleri tekrar etmesinin kitabı okumayı zorlaştırdığını söyleyebilirim. Okurken çok zorlandım, benim için ilerlemek bilmedi maalesef ama okunmalı mı diye sorarsanız kesinlikle okunmalı. İçindeki tekniklerin hepsi veya çoğu uygulanabilir mı derseniz bu konuda pek olumlu konuşamayacağım. Sizin dogmalarınızı yıkmaya çalışan, gerçek yaşantılar ışığında yazılmış bir eser var karşınızda. Alışkanlıkları değiştirmek pek kolay olmadığı için de aynı konuyu sürekli başka yönleriyle ele alarak anlatmış da olabilir yazar.
Her ne kadar olumsuz yorum da yapsam, ilerideki eşime "al, lütfen bu kitabı oku ve benim Venüs'ten geldiğime ikna ol. Ben senin Mars'tan geldiğini biliyorum" demek isterdim