O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.
Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;
Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.
Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.
Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;
Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.
Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek.
Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!..
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!
Koydu aşkın ismini. Bir kez unutmak sonra hepsini hatırlamaktı.
Yeni bir şeyi değil can yitiğini bulur gibi.
Zamanlarca kaybedip de sonra aniden kendini bulmuş gibi.
Ama bulduğu, o eski kendisinden çok daha çokmuş gibi. Zor olan aşılmış, bundan sonrası olurmuş gibi.
Başını Havva’nın sağ omuzuna gömüp de bin yıllık gözyaşıyla hıçkıra hıçkıra ağladığında. Bütün sesler kesildi. Adem sadece Havvanın, bırak üzülmeyi, artık ağlama, diyen sesini işitebildi.
Karardı gözleri dahasını göremedi.