Muhakkak ki, bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gidiceklerdi. Bu ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesablarımızı danışmaya lüzum bile gömeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicablar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kuçaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu.
O kadar gördüm ki, ben bunu...
Biri ötekine anlatıb durur, ötekinin duyub duymadığını ya da anlayıp anlamadığınım hiç bir önemi yoktur. Konuşuyorlar ya da hiç konuşmadan karşılıklı oturuyorlardır ya, önemli olan budur işte. Karşındakinin dinleyib dinlememesinin hiç ama hiç önemi yoktur. Önemli olan konuşmaktır. Biriyle birlikte olmak. Önemli olan budur işte
Susduq. Sadəcə baxışlar. Sevincli üzlər. Bütün hisslərimizi gözlərimizlə paylaşırdıq. Saxta danışa bilərsən, saxta gülə bilərsən, ancaq saxta baxa bilməzsən. Gözlər aldatmaq bacarığından məhrumdur. Və nə yaxşı ki, bu belədir...
Bakıyorum da, insanları kazanmak için en iyi çare onların sevdiklerini sever görünmek, doğru dediklerini doğru demek, kusurlarını övmek, her yaptıklarını alkışlamak.