Elime aldığım herhangi bir şiir kitabı genelde sadece üzer beni üzücü şeylerden bahsediyor olmasa dahi. Çünkü hemen hemen her şiir kitabı bana hastalıklı bir düşün içindeymiş gibi tekil bir duygunun çevresinde döner durur gibi gelir sürekli. Aşk varsa kusturana kadar, umuttan bahis açıldıysa gözler gerçeklere karşı bağlanana kadar, hüzün varsa ağlamaktan kör olana kadar bağlanılır aynı duyguya. Basit ve alelade bir insanken tekil hiçbir duygu ve düşüncede uzun süre kalamıyorum. Bunun da aslında oldukça doğal olduğunu düşünüyorum bir yandan. Bu sebeple bu kitap diğer kitaplardan farklı olarak insanın içinde var olan iç konuşmaların, iç kavgaların, iç savaşların sürekli bizi bir tarafa çekmesi gibi, gerçek hayat gibi ele alıyor duyguları. Yalnız değilmişim be diyebiliyorsunuz yazar, birkaç sayfa sonrasında yalnız olduğunuzu sözlerle yüzünüze vurabilirken bile. Aynı olaya umutla da umutsuzlukla da bakmak mümkün. Pek çoğumuz ilk karanlıkta gözümüzü bağlamayı tercih etsek de. Kitap ne aydınlık sunuyor ne karanlık. Basit bir ayna sunuyor gibi hissettirdi bana en basit ifadeyle. Tanrıyla sürekli alıp veremediğinin olması, kullandığı dilin kendince bir derdinin olması da artık ekstraya giriyor benim için.
Veda duygusuyla
Yazıyorum nicedir
Ellerim titriyor bir yandan
Yeni başlıyormuşum gibi
Ah ey gölgesi
Önüme düşen zamanlar
Sonsuzluk ve şimdi
İnsan bu çarmıhta doğuyor
Sonsuzluk ve şimdi
İnsan bu çarmıhta ölüyor
Aşk iyileştirmiyor
Yazmak yetmiyor
Dünya, bir yara
Zaman, unutma cezası
Sevmek, büyük yalnızlık
Kalbim tamam diyor
Bedenim çırpınıyor.
Ey arzu
Ey canımda boğulan güzellik
Bütün acılarına açığım
Yüzünü çevirme benden
Ölüm de bırakacak bir gün bizi
Bir gün yalnız bile olmayacağız.
Bunu ağız dolusu söylemedim sana hiç
Öyle kötü büyüttüler ki bizi
Sevgimizi söylerken karanlıkta bile utanırdık.
Sonra, yoksulluk vardı dünyada, ben düzeltecektim
Sonra, şiir yazmanın daha önemli olduğuna inandım
Sonra, ben de bilmiyordum seni bu kadar sevdiğimi
İçimdeki çocuk çok erken dillendi. İlk masalı dinlediğimde, ilk türküyü anladığımda, suların ve ağaçların sesini ilk duyduğumda, geceden ilk korktuğumda yazmaya başladım. O seslerin büyüsüyle, o hikayelerin ardından hayal hanem akıp gitti. Yalnızlığın ilk kayıtlarıydı o sesler. Hevesin ilk kayıtları. Acıdan korkuya büyümenini ilk kayıtları. Ölüme kadar hep döneceğim o hazineye. En derinlerimde tozlu, yaralı duran biricik yaratıcım o benim.
Sen bana
Dünya dönerken
Ruhunun içinde senin
Bir tanrı zamanını
Dönmek istiyorum
Dedin
Ben
Hayranlık içinde
İnanmak istemenin kederiyle
Sana bakarak
Bütün yalnızlık sözlerinin
Dışına çıktım