Şuan hayatımın 'bilmiyorum' evresindeyim. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum . Biraz yoruldum sanki . Olmamasında bir hayır vardır diye çürüdüm gitti artık. Her seferinde kendimi bu noktada bulmaktan çok sıkıldım .
Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep.
"ben mi yanıldım,
yoksa dünya mı bilmem?
bir yerlerde tökezledim
ama düştüm diyemem.
yağmur boğulmaktan söz eder şimdi bana
güneş çekip gitmekten.
beni kurtarmak için
pamuk iplikleri uzanır
uçurumlarıma...
sevgili dünya,
ne petekle balım kaldı,
ne derilecek çiçeğim
salıver artık beni
kopar dizginlerimden!" *
Seni yalnızlığından tanıdım
Kirpikleri kırık çocuk
Çiğneyip durduğun dudaklarından.
Gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
Bir eylül göğünün bulut kümeleri
Donuk bakışlarında
Hüznün nasıl da benziyordu
Benim ilk gençliğime.
Ellerinden tanıdım seni
Yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
Bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-Anılardan anılara ince çizikler…-
Yüzün bir türkü sonrasının
Kederli dalgınlığında;
Güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
Ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
Gücenik duruşundan tanıdım seni.
Seni kendimden tanıdım çocuk
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol
Gövdesi acılardan acılara köprü
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur
Olan kendimden.
Eğildim öptüm yıkık alnından
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine
Biraz daha dedim içimden, biraz daha;
Gün olur, onuru güzel çocuk
Acı da yakışır insanın yüreğine.