Zehra’nın o katı, tavizsiz 'doğruluğu' ile Mürşit Efendi’nin hüzünlü günlüğü arasında gidip gelirken kalbim sıkıştı. Reşat Nuri, 'acımak' duygusunun aslında bir zayıflık değil, insanı insan yapan en temel bağ olduğunu öyle güzel anlatmış ki...
Bazen en büyük yanlışlar, en büyük doğruların ardına saklanabiliyormuş. Zehra ile birlikte ben de o günlüğü okudum ve ben de onunla birlikte geç kalmışlığın ağırlığını hissettim. Okumayan çok şey kaybeder.