Babil hakkında konuşabilmek için cümlelerimi asla seçemediğim, hakkında hem çok konuşmak istediğim hem de hiçbir şey söyleyemediğim bende derin ikilemlere sebep olan çok ayrı bir kitap. Daha önce bir kitap hakkında konuşurken bu kadar zorlandığımı hiç hatırlamıyorum.
Öncelikle söylemeliyim ki Babil herkese göre bir kitap değil. Bu yüzden kitaptan beklentilerinizi öncesinde düşünerek başlamalısınız. Derin anlamlara ve ayrıntılara sahip bir kitap. Fantastik teması olsa da baskın tema değil.
Çok çok ayrıydı. Bitirdiğimde boğazımda bir düğüm ve içimde kocaman bir burukluk bıraktı. Etkisinden çıkması çok zor. Başından sonuna kadar büyük bir emekle yazılmış. İncelikli bir dil çalışması gerektiren ayrıntılı bir evrene sahip. Kesinlikle bu yıl okuduğum en iyi kitap diyebilirim. Üzerinde düşündükçe yeni bir ayrıntı keşfediyorum ve bu da benim için bu kitabı bu kadar özel yapan niteliklerinden biri.
Konusu Robin adında Çinli bir çocuğun yaşadığı şehir Kanton bir Kolera salgını altındayken Profesör Lovell tarafından kurtarılarak İngiltere'ye, Babil'e getirilerek öğrenci olmasıyla başlıyor. Robin üç kişiyle tanışıyor: Rami, Victoire ve Letty. Aralarında büyük bir dostluk bağı oluşuyor. Onların bağını özel kılan şeylerden biri de Oxford gibi bir yerde yabancı olmaları. Zaman hızla akarken dört arkadaş üstesinden kalkması çok zor olaylarla karşılaşıyorlar. Bir yandan Hermes cemiyeti, bir yandan İngiltere'nin sömürgesi altındaki devletlerin çaresizliği, İngiltere'nin Çin'e açmakta olduğu savaş derken en sonda yapmak zorunda kaldıkları tercihler ve bu tercihlerin sonuçlarını görüyoruz.
Rami ve Robin'in ilişkisi benim için çok özeldi. Kitaba dair atlatamadığım yegane şeylerden biriydi, söylenecek çok şey vardı.
Rami her zaman kendinden emin, özgüvenli, ne istediğini bilen biriydi.