Bakmakla görmenin aynı manaya gelmediğini çipil gözlüler bile bilir.Baktığımızla gördüğümüzün aynı şey olmayabileceğini de…Mesela kimi ağaca bakar,ateşi görür,kimi çoktan küle dönmüş bir şeyleri.Kimi gökyüzüne bakar,yıldızları görür,kimi ölmüş annesini.
Kâmran, biz asil bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum... Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...
“Nereye gideceğimizi düşünseydik bu yola çıkamazdık.Düşünmeye başladığımız anda ne ayaklarımızda ne yüreğimizde bir derman bulabilirdik.Bizi çeken şey,yokluğa gidiyor oluşumuz.Düşünsene, kendimize bir şey açıklama zorunda kalmadık ve böylece bütün sorular manasını yitirdi.Sonu yokluğa çıkan şeylere gerekçe bulmak gerekmez.Sen de, ben de belki çok şey istedik bu hayattan ama elimizde kırılmış bir gurur kaldı
Savaşı hastanede anlarsın Filipina.Savaşan değil,kaybetmiş erkeklerin cephesidir bu.Erkeklerin değil,erkek kalıntılarının cephesi.Artık kimse savaşmadığı için acıklıdır görüntü.Yaralardan değil,kandan da değil.Çaresizlikten ve ağrı kesicisiz dikilen kesiklerden de değil.Savaşmayı bırakmış erkekler,savaşanlardan daha ürkütücüdür.Çıplaklıkları,ayakkabısızlıkları ve kapalı gözlerinin ardında akıp duran korkunç rüyaları,savaşın en korkunç cephesi yapar hastaneleri.Postallarını giyebilseler ve ayaklarında postallarıyla ölebilseler çok daha muzaffer olacaklar gibi gelir hep bana.Acının yaşanmasına izin verildiği bu cephe,en kanlı cephesidir savaşın.Görmek istemezsin.