Bir role girdiğimizde ve gerek olduğunda da kendimizi bu rolden uzaklaştırabilecek konumda olduğumuzda, sebep olduğumuz zarardaki kişisel sorumluluğumuzu rol kaynaklı eylemlerimiz üzerinden açıklayarak işin içinden çıkabiliriz. Eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmekten vazgeçip suçu rolün kendisine atarız ve o rolün alışılagelmiş doğamıza ters olduğuna kendimizi inandırırız. Bu, Nazi SS komutanlarının Nürnberg Duruşmalarındaki savunmalarının ilginç bir değişkesidir: "Ben sadece emirleri uyguluyordum..." Savunma zamanla şu hale gelir: "Beni suçlamayın, ben sadece o an orada bana verilen rolü oynuyordum; benim gerçek halim bu değil ..."
Daha ileri yaşlarda tercihler, örneğin üniversiteye gidip gitmeme, gençlerin kendilerine bırakılmalıdır; bazıları gitmek ister, bazıları istemez. Bu giriş sınavları kadar iyi bir seçim ilkesidir. Derslere çalışmayan hiç kimsenin üniversitede kalmasına izin verilmemelidir. Yıllarını üniversitede boşuna harcayan zengin gençler hem başkalarının cesaretini kırar, hem de kendileri bir işe yaramamayı öğrenirler. Üniversitede kalabilmek için çok çalışma zorunluluğu getirilirse üniversiteler entellektüel uğraşlardan hoşlanmayan kişiler için çekici olmaktan çıkar.
Çağdaş dünyada öğretmenin kendine özgü bir bakış açısına sahip olmasına nadiren izin verilir. Öğretmen eğitimden sorumlu bir makam tarafından atanır; eğer eğitim yaptığı anlaşılırsa da "kapı dışarı" edilir.
"Bir mantıkçı olmayı istiyorsanız benim çok ısrarla söyleyeceğim bir parça öğüt var, o da şudur: Geleneksel biçimsel mantığı kesinlikle öğrenmeyin. Aristoteles'in yaşadığı dönemde biçimsel mantık güvenilir bir çabaydı. Ne ki Ptolemacı astronomi de aynı biçimde kendi döneminde güvenilirdi. Günümüzde bunlardan herhangi birini öğrenmek, eskinin çalışılıp işlenmesinin gereksiz bir tekrarıdır"