MURAT AYDIN

MURAT AYDIN
@MURATAYDIN94
Dili, dini, ırkı ne olursa olsun iyiler iyidir. #44473426 Paylaşımlarım ekseriyetle kendime notlarımdır. Alıntılarım şahsi görüşümü yansıtabileceği gibi, sadece yazarının fikriyatını aktarıyor da olabilir.
9/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:36
Hikâye, İstanbul’un boğucu ortamından uzaklaşıp, üniversite eğitimi için Anadolu’nun sakin bir şehrine yerleşen Orkun’un etrafında dönüyor. Tek başına bir eve çıkan Orkun, çok geçmeden rüya ile gerçekliğin birbirine girdiği esrarengiz olaylar yaşamaya başlar. Bu süreçte hayatına iki önemli figür girer: Eğlenceli, her konuda bilgi sahibi, gizemli ama bir o kadar da yapmacıklıktan uzak ve samimi üslubuyla öne çıkan Faysal Ergişi ve Orkun'un önceki aşkının ihanetiyle tuz buz olmuş ve toparlamaya çalıştığı kalbini kaptıracağı Tomris. Orkun’un rüya ve gerçeklik algılarının birbirine karışmasına neden olan sanrılar, tanıdıklar ve tevafuklar Faysal ve Tomris’inkilerle de bir şekilde kesişmektedir. Olayların merkezinde Kaşgarlı Mahmud’un yüzyıllardır kayıp olan eseri bulunmakta. Karakterlerimiz kendilerini bu kayıp kitabın ve onun getirdiği gizemlerin peşinde, adeta bir "bulma ve arama" serüveninde buluyorlar. Öyle ki hikâyenin bir aşk serüvenine dönüşmesini değil, kayıp kitabı arama odağında devam etmesini tercih eden yazar, okuru üzen, Orkun’u adeta yıkan bir izlek kurgulamış; Kılavuzun Pusulası’nın çizdiği rota bazı tasarruflara izin vermiyor adeta. Soyut bir bakış açısıyla şunu ifade etmek de mümkün; sevilen birini geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybetmek metaforik olarak ulaşılamayan bir hakikati veya geç kalınmış bir sevgiyi, de temsil ediyor olabilir. Final kısmında karakterlerden birinin hapse girmesini de aynı bakış açısıyla; kişinin neden hapse girdiğinden çok bir bedel ödeme süreci olarak görmek mümkün. Kitapta en özgün bulduğum husus, kapak sayfasındaki araç plakasının (60 TO 34) arayışın devam ettiği Anadolu şehrine vurgu yapması ve metaforik bir zorlamayla GO TO 34 olarak okunabilecek plakanın, arayışın aslında olayların başlangıç noktasına yani özüne
Kılavuzun PusulasıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2022314 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202621 okunma
Çok faydalı bir içerik, editoryal özensizliğe kurban edilmiş
8/10
·160 syf.··
2026 34. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 17:17
Dr. Türker Pabuccu 'nun Bedeninden Mesaj Var adlı kitabını yeni bitirdim. Stil olarak merhum Doğan Cüceloğlu 'nun Savaşçı, Eliyahu M. Goldratt 'ın Amaç ve Şimdi Anladım! adlı kitaplarına stil olarak çok benzediğini gördüm. Savaşçı'da Arif Bey ve Doğan Cüceloğlu’nun insana ve hayata dair farkındalık kazandırıcı sohbetleri, Amaç'ta Alex Rogo’nun akıl hocası Jonah ile yaptığı o "soru-cevap" maratonu aracılığıyla verilen işletmecilik felsefesi, Bedeninden Mesaj Var kitabında ise insan sağlığına dair benzer bir rehberlik ve farkındalık akışı... Bu yönleriyle büyük bir biçimsel yakınlık içinde bulunan her dört kitapta; - Okur, pasif bir alıcı konumundan çıkarılıp sürecin içine çekilmekte, - Akademik/didaktik bilgi doğrudan ders anlatır gibi değil, hikâye üzerinden aktarılmakta, - Kahramanın içsel dönüşümü veya doğru alışkanlıklar/davranışlar edinmesi merkeze alınmakta - Konular, olaylar, kavramlar gündelik hayat diyaloglarıyla sadeleştirilmekte. Fakat üzülerek gördüm ki "Bedeninden Mesaj Var" diğer üç kitaba göre editoryal açıdan çok geride. Pek çok yazım ve noktalama hatası içeriyor. İçerik olarak akıcı ve faydalı ama biçimsel olarak biraz daha özenli bir çalışma olmasını beklerdim. "Bedeninden Mesaj Var" gibi içerik olarak akıcı, samimi ve gerçekten faydalı bilgileri barındıran bir çalışmanın bu editoryal özen eksikliği yüzünden gölgelenmesi büyük bir talihsizlik. Yazım hataları ve noktalama kusurları, okuma deneyimini zaman zaman kesintiye uğratmakta. Cümleyi anlamak için durup tekrar okumak zorunda kaldığınızda, yazarın okuruyla kurduğu/kurmak istediği bağ kopuveriyor. Sonuç olarak; konusu (insan sağlığı) itibariyle değerli, anlamlı ve önemli bir içerik, yeterince güçlü bir anlatım mimarisiyle buluşturulamamış. Bütçe veya zaman kısıtları, ya da bilemediğim başka nedenlerle özenli bir
Bedeninden Mesaj VarTürker Pabuccu · Unikod · 202511 okunma
7/10
·86 syf.··
2026 33. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 15:13
Doğrusunu söylemek gerekirse, içeriği genel olarak -küçük hacmine rağmen- farkındalık kazandırıcı, çok boyutlu ve eleştirel düşünmeye zorlayıcı bulsam da, Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu, yazarı Jean Baudrillard'ın oldukça sert, hatta tahrik edici üslubu nedeniyle bana çok da keyifli bir okuma deneyimi sunmadı. Belki de konusu toplum ve insan olan her şeyin günümüzde aynı zamanda birer sorunlar yumağı haline gelmiş olması, uyandırma ve çözüme yönlendirme adına böyle sert çıkışları gerektiriyordur; kim bilir?.. Bu nedenle kendi yorumumdan daha önce kitabın ana metninde yer alan hususlardan gözüme çarpanları yazarın kendi ifadelerine yakın kelimelerle başlıklar halinde sıralayıp, sonuç kısmında kendi değerlendirmemi yapacağım. I. “Toplumsal” ve “kitle” Jean Baudrillard için “toplumsal”, bireylerin anlamlı ilişkiler, temsil mekanizmaları, ideolojiler ve ortak amaçlar etrafında örgütlenebildiği kollektif bilince sahip ve dinamik bir yapıyı ifade etmekte. “Kitle”ise; artık temsil edilmek istemeyen, ideolojik çağrılara cevap vermeyen, edilgen ve yoğun bir yığın. Toplumsal yapı anlam üretmeye çalışırken, kitle ise bu anlamı emen, nötralize eden ve etkisizleştiren pasif, edilgen ve bilinçsiz bir kalabalık konumunda. Dolayısıyla “kitle”, toplumsalın başarısı değil, çöküşü anlamına gelmekte. II. “Sessiz çoğunluk” Sessiz çoğunluğu, aktif siyasal özne olmaktan çıkmış; tepki vermeyen, örgütlenmeyen ama sistemi görünmez biçimde etkileyen kitle olarak tanımlamak mümkün. Bu kitle (sessiz çoğunluk), sistemin mesajlarını tüketmekte ama onları içselleştirmek yerine etkisiz hale getirmekte. (Örneğin propaganda, anketler, seçim kampanyaları veya medya çağrıları, kitle üzerinde beklenen
Kitap İncelemesi
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın SonuJean Baudrillard · Doğu Batı Yayınları · 2019726 okunma
İdeal bir baş ucu kitabı; ilgilisine...
9/10
·144 syf.··
2026 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 16:21
Mecit Ömür Öztürk; her ne yazmışsa, hiç tereddüt etmeden okurum diyeceğim, kitaplarının tamamına yakınını okuduğum, zaman zaman tekrara düştüğü hissine kapılsam da okurun düşünce dünyasına kalıcı dokunuşlar yapma adına çoğu zaman beni bu tekrarların aslında gerekli olduğunu düşünmeye sevkeden bir yazar. Bence onu benzerlerinden farklı kılan husus, felsefeci bir altyapıdan gelmesi. Felsefe donanımına sahip bir yazarın, -din ile felsefeyi, bilimi ve sanatı karşı karşıya getirme çabası içerisine girmek şöyle dursun- din, inanç ve yaşam konusundaki söylemlerinin bu kadar hayatın içinden, bu kadar duyarlı ve bu kadar pozitif olması ve "Dervişin Teselli Koleksiyonu" kitap serisiyle son yıllarda oldukça geniş bir okur kitlesine ulaşması bence günümüzün dini kitap yazarlarının pek çoğunda kolay kolay rast gelinemeyecek bir hususiyet. Duayı Yeniden Keşfetmek , ismiyle müsemma bir biçimde; aslında çoğu mütedeyyin ferdin diğer ibadet biçimleri gibi şekle indirgediği ancak hâl, içerik, zaman, beklenti açısından ya eksik ya da yanlış algıladığı dua kavramı üzerinde yeniden düşünmeye ve aydınlanmaya sevk ediyor. Takdim bölümünde belirtildiği gibi, dua kitapta bir dilek listesinden ziyade terbiye süreci, bir dua disiplini olarak ele alınmış. Doğru dua disiplininin oluşturulamamasını; vitamin eksikliği yaşayan bir kişinin hangi desteği hangi koşullarda alması gerektiğini düşünmeden bilinçsiz şekilde takviye vitamin veya besinler tüketerek maksadın tersine sonuçlar almasına veya kilo fazlalığı yaşayan birisinin kendi bedeninin ve metabolizmasının somut gerçeklerini dikkate almayan egzersiz veya diyet programları peşinde koşarak sonuç alamayışına benzetmek mümkün. Aslında duanın nasıl ne şekilde, hangi zamanlarda, nasıl yapılacağı konuyla ilgilenenler için çok da bilinmeyen şeyler değil. Fakat bu
Kitap İncelemesi
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202698 okunma