MURAT AYDIN

MURAT AYDIN
@MURATAYDIN94
Dili, dini, ırkı ne olursa olsun iyiler iyidir. #44473426 Paylaşımlarım ekseriyetle kendime notlarımdır. Alıntılarım şahsi görüşümü yansıtabileceği gibi, sadece yazarının fikriyatını aktarıyor da olabilir.
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...
Tüm değerli anneler, çocuk doğurmuş olsun olmasın anne şefkatini yüreğinde hep taşıyanlar; bir şekilde birilerine annelik yapanlar... Allah, bizleri yetiştiren annelerimizden (ve de babalarımızdan) ahirete intikal etmiş olanlara rahmet eylesin. Aramızda olan/olmayan tüm annelerimiz bugüne kadar bizlere, eşlerimiz çocuklarımıza nasıl merhamet ettilerse, Allah da onlara daima merhametiyle davransın; dünyada ve ahirette güzellikler ihsan etsin. Allah sizleri yanıbaşımızdan eksik etmesin. 🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹 ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. 🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹
Anneler Günü
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Tevekkeli değil; kitapta normal olamayan bir şeyler vardı...
Aşağıdaki incelemeyi bir de şu alıntıyı dikkate alarak okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. #301505031
Algı yönetimi ve manipülasyon

MURAT AYDIN

@MURATAYDIN94
·
Bitmeyen zincirleme vahşetin, travmanın okunması zor hikayesi...
Boyalı Kuş'u okumadan önce filmini izledim. Film hakkında, tek cümleyle; şiddetin, vahşetin, cehaletin, sapıklığın, kısacası her türlü kötülüğün duygudan arındırılmış ama estetize edilmiş halini izlediğimi söyleyebilirim. (720pizle.mov/izle/dublaj/the...) Belki de onca sarsıcı kareyi soğukkanlılıkla izlenir kılan bu. Kitaba (ve dolayısıyla filme) adını veren Boyalı Kuş; bir kuşun doğal görünümünden farklı şekilde boyanarak sürüsüne geri gönderilmesi, farklı görünümleri nedeniyle sürü tarafından saldırıya uğrayıp öldürülmesi ve bu durumun bir insan topluluğunun eğlencesi haline gelmesi metaforunu ifade ediyor (#215226565). Olaylar benzer şekilde ilerlese de zaman, mekân, olay bağlamında, film ve kitap arasında birtakım farklılıklar söz konusu. Kitap, 2'nci Dünya Savaşı sırasında, giderek ağırlığını hissettiren Nazi tehlikesi karşısında, güvenli olacağı gerekçesiyle ailesi tarafından uzak bir köye gönderilen küçük bir çocuğun yaşadıklarını konu alıyor. Edebiyat çevrelerinde her ne kadar bazı aksi iddialar olsa da kitapta anlatılanlar önemli ölçüde yazarı Jerzy Kosinski'nin bizzat yaşadığı veya yakınlarının anlattıkları olaylar. Psikolojik ve fiziksel şiddet, ırkçılık, ayrımcılık, cinsel istismar, savaş, katliam, propaganda sarmalında köyden köye yer değiştiren "Boyalı Kuş"un yaşadıkları, küçük bir çocuğun gözünden, sert bir gerçeklikle, duygudan ve acınma hissinden arınmış bir anlatım tarzıyla okurla buluşturulmuş. Bu yapılırken, tüm yaşananlar küçük çocuğun aklına geldiği, ağzından dökülüverdiği gibi, hiçbir etik veya duygusal norm gözetilmeksizin örüntülenmiş. Kitap da filmi gibi oldukça sert; insanoğlunun kötülükte sınır tanımadığının, cehaletin insanlara neler yaptırabildiğinin,
Kitap İncelemesi
Sitenin olur olmaz şekilde, amaçlarının dışında kullanıldığından şikayet edip duruyoruz. Siteyi bir kere de ben, kitap ve okuma maksadı dışında, gençlerimizin, çocuklarımızın, toplumumuzun (kaldıysa) geleceğinin selâmeti uğruna kullanıp alttaki linkle birlikte bir paylaşım yapayım. instagram.com/reel/DTrt-eqiBt...
Duyarlı olmak
Gönderi kullanım dışı
Teşekkür...
Din ve tasavvufun özünün folklorlaşması, şekle ve ritüele indirilip etik ve ahlâki yanının ihmâl edilmesi ve unutulması, aslın popülariteye/popüler kültüre kurban edilmesi en çok üzüldüğüm, rahatsızlık hissettiğim hususlardan birisi. Bir şekilde, ama az ama çok, hayatında dîne yer veren, hayatın anlamını anlamada ve açıklamada onu da dahil eden her fert bence bu rahatsızlığı hissetmeli. Mevlâna da bu konuda teskin edici, ruhsal açlığı giderici, doğrunun ve hakikâtin her koşulda sözcüsü olduğunu düşündüğüm bir yandan da şahsımın dahil olduğu ekseriyet tarafından yeterince tanınmadığını, anlaşılmadığını ve hakkının teslim edilmeyip bazen de haksızlık edildiğini düşündüğüm bir gönül insanı. Bu gönül insanının iç dünyasında büyük etkileri, katkıları olan muhterem babası Bahâeddin Veled ve Şems Tebrizî de bu ihmal ve haksızlıktan nasiplerini almakta. Konya’daki türbesinde “Mevlânâ’nın 7 Nasihati” levhası önünde selfie (öz-çekim) fotoğraflar çekilmeye, kılıç/kalkan şakırtılarına boğulmuş, hamaset soslu şoven senaryolarda figüran durumunda aktarıldığı TV dizilerine indirgenmesini, “aşk” kelimesinin sadece tensel yönünün ön plana çıkarılıp hoş olmayan yakıştırmalara maruz bırakılmasını da aynı şekilde rahatsız edici buluyorum. Mevlânâ'nın "Kim olursan ol gel!" sözünü bir gevşeklik, ilkesizlik olarak görenler ya da üzerinde yeterince düşünmeyenler; sanki bu sözle "aramıza katıl da olduğun gibi kal, hiç değişim/gelişim gösterme, hata ve kusurlarını terk etme, aynı tas aynı hamam devam et, varlığın anlamını hiç sorgulama, vb..." demiş olduğu yanılgısı içerisinde. Böyle güzel bir okuma etkinliğini düzenleyen, bu etkinliğe katılıp her biri birbirinden değerli ve güzel paylaşımlarla Mevlânâ'nın daha iyi tanınması, anlaşılması adına yeni kitaplara, yeni ufuklara, yeni
Şeb-i Arûs

Aşkınıyam. . .

@Askiniyam
·
752. Vuslat, Şebi Arus Okuma Etkinliğimiz Sonlanmıştır
Bugün takvimler 17 Aralık’ı gösteriyor... Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi 'nin "Ölüm günüm, düğün günümdür" diyerek Rabbine vuslatını müjdelediği o kutlu Şeb-i Arus’un manevi iklimindeyiz. 🕊️🌿 ​Bizler de bu anlamlı günde, beraberce yürüttüğümüz Kitap Okuma Etkinliğimizi nihayete erdiriyoruz.(#289551618) 📚⏳ Tıpkı Hz. Pir’in dediği gibi; her bitiş, aslında taptaze bir başlangıcın habercisidir. 🌅 ​Okuduğumuz her satırın zihnimizde bir kandil, gönlümüzde ise yeşeren bir tohum olmasını diliyoruz. 🌱 Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin şu sözünü kalbimize mühürleyerek veda ediyoruz: ​❝Bizim mezarımız toprakta değil, ariflerin gönüllerindedir.❞ 🌹 ​Sayfalar kapansa da "insan" ve "kâinat" kitabını okumak hiç bitmesin... Katılan, okuyan, tefekkür eden ve hisseden herkese çok teşekkürler. ​Bismillahirrahmanirrahim. ​Allah (C.C.) adın ile! ​Er-Rahmânür-Rahîm (O, Rahmân ve Rahîm'dir) adın ile! ​Ey Gönüllerin Sultanı! Bu mukaddes günde, manevi yolculuğumuzun rehberi, Hz. Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî'nin ruhuna fatihalar olsun! ​Şefâati üzerimizde dâim olsun! ​Hz. Mevlânâ'nın feyzi ve ruhaniyeti, meclisimize nûr saçsın. ​Aşk u muhabbetimiz bol olsun! ​Hâk'ka giden yolda, nefsimizi terbiye etmekte bizlere kuvvet ve irade ihsan eyle! ​Yolumuz açık, gönlümüz pâk olsun! ​İnâyet ve kerem buyurarak, cümle dertlerimize derman ihsan eyle! ​Hakkımızda hayırlar feth eyle! ​Devletimiz pâydâr, milletimiz dâim, birlik ve beraberliğimiz kaim olsun. ​Bütün yeryüzüne, sulh, sükûn ve huzur nasip eyle! ​Vakti Şerîf hayrola! Hayırlar feth ola! Şerler def ola! ​Şeb-i Arusumuz mübârek
Şeb-i Arûs
Kitap Özeti (Mevlâna ve İktidar, [O. Nuri Küçük])
GİRİŞ (sf. 11-30) Selçuklu ordusunun Moğollara karşı Kösedağ mağlubiyeti 1243 Selçuklu tarihi için bir dönüm noktası oldu. Bu hezimetten sonra Selçuklu Sultanının Antalya'ya çekilmesiyle, Selçuklu Devleti adeta başsız kaldı ve merkezi hakimiyetini kaybetti. Bütün Anadolu'nun işgal edileceği endişesini taşıyan Selçuklu Veziri Mühezzebüddin Ali, Moğollar'a vergi verme karşılığında Moğol kumandanı Baycu Noyan'ı Anadolu'nun işgali düşüncesinden vazgeçirdi. Vezirin, Kösedağ Savaşı'nda Selçuklu'nun sadece öncü kuvvetlerinin yenildiği ve Selçuklu ordusunun tamamının savaşması durumunda Moğollara ağır zayiat vereceği fikrini işlemesi, Moğol kumandanının nezdinde kabul gördü. (sf. 17) Barışın sağlanmasından sonra Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev Antalya'dan Konya'ya geldi. (sf. 18). Böylelikle Anadolu'da yeniden istikrarın sağlanmasının önü açıldı. Nihayetinde bir Moğol kumandanı ile yapılan barış müzakerelerini yeterli görmeyen Sultan G. Keyhüsrev, Moğol hükümdarı Batu Han'a bir heyet göndererek barış anlaşmasını pekiştirdi. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol imparatorluğunun hakimiyetini resmi olarak tanımış oldu. (sf. 18) Selçuklu Devleti'nin Moğollardan izin alınmak suretiyle, Çukurova Ermeni Krallığına karşı yürütülen kuşatma esnasında G. Keyhüsrev hayatını kaybetti. (25 yaşlarındaki sultanın içki içmekteyken fenalaşıp öldüğü kaynaklarda geçmekte [Sevim-Yücel, Türkiye Tarihi, sf. 174]) (sf. 19) 1243-1277 yılları arasındaki Moğol tabiiyetinde rağmen, iktisadi gelişmelerle birlikte bu dönemde; cami, medrese, hastane, kervansaray gibi önemli eserler meydana getirildi. (sf. 20). G. Keyhüsrev'in ölümünden sonra, geride kalan oğulları İzzeddin Keykâvus, Rükneddin Kılıçarslan ve Alâeddin Keykubat arasında yetki çatışması yaşandı. Taht mücadelesini İzzeddin
Şeb-i Arûs