“Bütün erkekler aynı” diyor bir kız arkadaşım. Ben de erkeğim. Yani benim de ona benzediğimi söylüyor. Oysa az önce bana “sen başkasın” demişti. İki saatte iki cümle. İki cümlede iki ben. Hangisiyim, sormaya çekiniyorum, çünkü cevap ikisinden biri olacak ve ikisi de yanlış.
“Hiçbir şeye güvenilmiyor artık.” Bu cümleye güveniyor mu peki? Güveniyorsa, kendisi yalanlanıyor. Güvenmiyorsa, zaten söylememiş sayılır. İnsan bazı cümleleri kurarken cümlenin içine kendisini koymayı unutuyor. Sonra cümle ayakta kalıyor, insan düşüyor.
Bir keresinde bir taksici “kimseye güvenmem ben abi” demişti. Sonra para üstünü tam verdi. Belki kendine de güvenmiyordu, bilmiyorum.
“Hayat zor.” Kime göre? Sabah dört çocuğa kahvaltı hazırlayan kadına göre mi, akşam terasta şarap içen adama göre mi, ikisinin arasında bir yerde toplantıya yetişmeye çalışan bana göre mi? Üçü de “hayat zor” diyor ve üçü de farklı bir şeyden bahsediyor. Aynı cümleyi kurunca aynı şeyi yaşadığımızı sanıyoruz. Belki en büyük yanılgımız bu. Kelimeler tutuyor, hayatlar tutmuyor.
“Eskiden böyle değildi.” Eskiden de böyleydi aslında. Sadece biz daha küçüktük, omuzlarımız daha boştu, akşamları erken oluyordu. Eskinin güzelliği, eski olmasından. Bugün de bir gün eski olacak ve birisi onu özleyecek. Şu an mesela. Şu anı bile birisi özleyecek. Buna inanmak zor, ama öyle.
En sevdiğim çelişki şu: “Genellemelerden nefret ederim.” Bu da bir genelleme. Bütün genellemelerden mi nefret ediyor? O zaman kendi cümlesinden de nefret etmesi lazım. Etmiyorsa, demek ki bazı genellemeleri seviyor. Yani aslında genellemelerden değil, kendine uymayan genellemelerden nefret ediyor. Hepimiz öyle. Bize değen yerden acıyor cümleler, başkasına değen yerden değil.
“İnsanlar değişmez.” Diyen kişi bunu söylerken bile değişiyor. Bir saniye önce