Bahaddin Özkişi’nin eserleri ile üniversite yıllarında tanışmıştım, uzun bir aradan sonra Köse Kadı kitabını okumak istedim. Sevdiğim kitapları tekrar okumayı severim, Köse Kadı da böyle bir kitap benim için.
Köse Kadı kitabı Osmanlı dönemini anlatan tarihi romandır, biraz polisiye biraz da aşk romanı. Ana mekan İstolni Belgrad şehridir, Haliyle olay Macaristan’da geçer. Tarih, 16 yüzyıl sonlarıdır. Kitaptaki karakterler kurgudur ama karakterlerin yaptıkları ile Osmanlı tarihi örtüşür. Yazar ilmek ilmek işlemiş, atraksiyon yapacağım diye absürt şeyler yazmamıştır. Kitaba ismini veren Köse Kadı ana karakterdir, ancak kitapta kahramanlar çoktur. Osmanlı istihbarat ağının kahramanları. Devlet-i Ebed-Müddet, İla-yı Kelimetullah ve Kızıl Elma uğruna az sayıda kuvvetle koca Macaristan ovasını sevgi ve hoşgörü iklimi kurarak yönetir Osmanlı. Macarların Türk topluluklarından olduğuna vurgu yapar sık sık, o yüzden Avusturyalılardan ayrı bir millet olduğu işlenir.
Kitap oldukça akıcıdır, tatkaçıran vermemek için olayları yazmıyorum. Kitabın devam kitabı da var, Uçtaki Adam isimli, henüz bu kitabı okumadım ama yakında okuyacağım. Ötüken yayınları bu iki kitabı tek bir kitap halinde 50. Yıl özel baskısı olarak bastı, ama henüz almadım. Çok güzel bir baskı olduğunu söylüyor alanlar.
Herkese öneririm bu kitabı.
Salim Nizam’ın paylaşımlarıyla Ayşe Övür’ü tanıdım, eserleri hakkında kısmen bilgi sahibi oldum. Botter Apartmanı kitabını okumak istedim ilkin, çünkü Altar Kaplan’ın Papadopulos Apartmanı isimli kitabı hoşuma gitmişti, benzerlikleri var mı merak etmiştim. Böylelikle başladım kitabı okumaya.
Aile mirası Botter Apartmanının 2 dairesine yerleşen ve bir katını psikiyatri kliniğe çevirerek hastalarını tedavi eden Kaan ile onun ensest ilişki kurbanı olan hastası Zehra ile olan konuşmaları, hem Zehra’nın hem de Kaan’ın içe dönerek travmalarının tekrarı kitabın en vurucu kısımlarıydı bence. Kapıcı Hamza, Kaan’ın italyan sevgilisi, Botter apartmanının banisi Terzi Botter ve mimarı Raimondo’nun hikayeleri de dikkat çekiciydi.
Kaan İngiltere’de psikiyatri okurken manevi boşluğa düşer ve ülkeye geldiğinde ölümü düşünmektedir, mevlevi olan arkadaşı ile konuşmaları bu ruhsal bunalımı üzerinden atmasını sağlar. Bana bu kısım Nurettin Topçu’nun Fransa’dan ülkemize gelişi ve Abdülaziz Bekkine ile tanışması ve hayatının değişmesini hatırlattı.
1894 İstanbul depremi, 6-7 Eylül olayları, Botter ailesi hakkında bilgiler kısa ama doyurucuydu, binanın fiziksel özellikleri de aynı şekilde güzel anlatılmıştı.
Ebru Ojen’in Lojman kitabında yaşanılan mekan ve insana etkisi anlatılıyordu. Botter Apartmanı’nda da mekan ve mekanın insana etkisi hissediliyor.
Kitap 208 sayfa ve üçleme, dolayısıyla bazı kısımlar kopuk, üçlemenin diğer kitaplarında merakımın giderileceğini düşünüyorum.
Meraklısına öneririm.