Ne de olsa, sırada kafasını parçalamak üzere duvarlara vurmak için fırsat kollayanlar bekliyordu. Gerçek deliler! Her ne kadar bir vaka olarak yeterince ilginç bulunsam da üzerinde saatler harcanacak bir konu değildim.
Aslında hastalığım her neyse, semptomları gayet açıktı: Kimseye dokunamıyor, kimsenin bana dokunmasını izin vermiyor ve kimseyle yalnız kalamıyordum. Ya tamamen yalnız olmalı ya da bir kalabalık içinde bulunmalıydım. Aksi taktirde titremeye ve çığlık atmaya başlıyor sonrasında da bütün gözeneklerimi tıkayan inanılmaz bir ağrıyla kaplanıyordum. Bunların dışında önemli bir ayrıntı daha vardı: Konuşamıyordum.
Ancak bu, daha çok, bir tercihti. İstesem konuşabilir hatta hiç susmayabilirdim ama kendimi anlatmak artık ilginç gelmiyordu. Hem daha kaç kez anlatacaktım ki kendimi?
Miting üstüne miting yapan bir politikacı ya da günde bin kez aynı cümlelerle dilenen bir çocuk gibi, daha kaç kez aynı şeyleri söylemek üzere dudaklarımı aralayacaktım?