“Tanrı’nın bile gücü içinde değildir, ahlaksal olarak iyi bir insan yapmak (insanı ahlaksal olarak iyi kılmak): Bunu [insan] kendi kendine yapmak zorundadır.”
IMMANUEL KANT
Nesneye "yakın'' diyebileceğimiz kategoriler öncelikli olarak uzay tarafından belirlenirken, zaman tarafından belirlenen kategoriler daha çok özneye yakın bir konumda olarak değerlendirilebilir.
Bizce uzay fenomenin dolaysız koşuluyken, zaman da dolaylı koşuludur; yani ikinci sentezde tarif edildiği gibi bir art ardalık ilişkisi söz konusudur. Ama fenomen dışsal, onun temsiliyse içsel olduğundan, fenomenin önce (doğrudan) uzay tarafından koşullandığı, buna karşın onun hakikatininse anlama yetisinde zaman tarafından açığa çıkarıldığını söylemek olanaklıdır. Dolayısıyla, nicelik ve nitelik kategorileri kaçınılmaz olarak hem uzay hem de zaman tarafından fenomenlere bağlanmak zorundadırlar.
Kant "zaman akmaz, ama değişime tabi olanın varoluşu onda akar"56 derken, varoluş
ile zaman arasındaki yakın ilişkiyi dile getirir. Buna göre zaman, fenomenler olarak şeylerin özünü oluşturur. Kant ile Hegel arasındaki yakınlığı bir kez daha vurgulamak için, bu konuyu daha sonra ayrıntılı olarak tartışmadan önce, sadece şu alıntıyı yapacağız: "[Z]amanın kendisi bu oluştur, bu meydana geliş ve yok oluştur:' Her iki filozofta da zaman ve sonluluk ayrılmaz biçimde birbirine bağlıdır; ama sonlu ile sonsuzun karşıtlığını kaldırarak zamansallığı sonsuzlukla ilişki içinde düşünebilen Hegel olmuştur.
İmgelemdeki sentezin bir ürünü olan transendental şema, yine de bir imge değildir. Bir nesnenin imgesi, bir yandan bireysel bir temsildir (yani belirli, tek bir nesnenin temsilidir: Şu belirli kedi); öte yandansa asla kavramın evrenselliğine ulaşamayacak empirik bir temsildir ( empirik kedinin temsilidir). Kavram ile imge arasını mesken tutan transendental şemalar, "dolayısıyla, kurallara bağlı olarak apriori zaman belirlenimlerinden başka bir şey değildir" ve her türlü empirik imgeyi olanaklı kılarak kategorilerin nesnelerin temsilleriyle ilişkisini belirlerler.