“Hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor, hep bir darlık, darlık, sıkışma, sonra da bakılıyor ki, insan gire gire daha giriş kapısında durmuş, orayı da tıkamış, ötesi bomboş, yiğitsen ilerle. Bilinen beylik şeyler, evlenmek, işe girip çalışmak, yorulmak, hastalanmak, yaşlanmak, umduğunu bulamamak ve gitmek istemek…’”
.
.
.
“Hayatla her anlaşmaya varan, varamayanın kederini artırır, onun garipliğine bir ilmek daha atar.”
.
.
.
“Günlük hayatımız günlük değil de ömürlük yaşanan bir yorgunluk ve kırıklık olarak akşamları üstümüze çöküyor, bir günü daha yuvarlamış olmak daha ne kadar ve neler kaldığını bilmemekle manasız bir bitiriş olarak, yemediğim meyvenin soyulmuş kabuğu gibi önümde, yanımda duruyordu.”
.
.
. “Sabah oldu. Hep olur. Ölmez sağ kalırsak sabah olur. Sabah, gecenin gençleşmiş, kuvvete gelmiş, hayallerinden arınmış ve hatta şimdi onları inkar eden halidir.”
.