Eğer kalabalığın içinde var olma gibi bir derdi yoksa terk edilmiş bir şehir, yalnızlığı seven bir adam için gerçek olmayacak kadar güzel bir rüyadır.
İnsanlar, ya bir yerlere gitmeliydi ya bir şeylerle uğraşmalıydı ya da birileriyle beraber hareket etmeliydi. Tek başına bir yerde oturmak bile gariplikti. Böyle istenmeyen duruma maruz kalınırsa cep telefonlarının ekranına kilitlenmek en büyük çıkış yoluydu her zaman.
Teknoloji, insanlara yalnız kalınan anları için bir oyuncak vermişti, onları daha da yalnızlaştırmayı başararak.
Mahmut Sadi ellerini yavaşça iki yanına salıp, gözlerini karşısındaki bir noktaya kilitledi.
Sadece iki satır... Kafasının içinde durmadan yankılandı:
“ Sizi bir kıvılcım olarak yolluyorum.
Alevler olarak geri dönmelisiniz. ”
Bütün sorular tek bir noktada cevap bulmuştu. Bütün nedenleri anlamasına da gerek yoktu.
Yeni bir ülke kurulurken, yapılacak o kadar iş varken, on bir öğrencinin ne zaman ve nerede olacağını bilmek yeteri kadar şaşırtıcıydı. Ancak onların ne hissedeceğini düşünebilmek ve bu telgrafı çekmek, uğrunda ölüme gidilecek bir hissin oluşmasına yol açacak kadar olağanüstüydü.
İnsan iradesi daima maddî şartları yener...
Sözüne devam etsin diye ne kadar dua ettim. Bunun sırrını bir kere öğrenseydim her şey halledilecekti. Fakat devam etmedi. Şüphesiz bu mühim işin usullerini kendimizin bulmasını istiyordu.
Hayri Beyefendi, bizim Hayri, sizin Hayri, dalgın Hayri... Ne kadar çok Hayri var. N’olur birkaçını yolda eksek. Herkes gibi ben de bir tek insan, kendim olsam.