Bulgaristan göçmeni Ali'nin mücadelelerle geçen hikayesi. Hangimiz cesaret edebiliriz ki bir trene atlayıp bilmediği bir istasyonda inip kendisine yeni bir hayat kurmaya. Ali işte böyle bir adam. Gittiği her yerde düzen ağalarına başkaldırdığı için lakabı sosyalist Ali, kendinden önce lakabı gider gittiği yerlere. Hikayeyi Ali'nin oğlu anlatıyor ve farkında olmadan git gide babasına benziyor.
.
.
Okurken çok keyif aldığım bir hikaye oldu, Mustafa Kutlu'nun dilini, betimlemelerini, sade ve açık anlatımını çok sevdim. Kitabın ardından filmini de izledim. Kitapta ki bazı noktalar değiştirilmiş olsa da filmi kitaptan daha çok sevdim.
.
.
Kitap okumayı sevmeyenleri dahi bir an önce bitirmek için can atacağı ama okurken de bitmesini istemeyeceği tek nefeslik bir eser.
“Her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız. Yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikler gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inandır.”
“Sular hendeğine dolar. İnsanlar doğar ölür, gün doğar batar. Ağaçlar büyür çürür. Sular akar, bulut ağar. Ağayı öldürürsün, ağa gelir yerine. Bir daha öldürürsün, bir daha gelir.”