Zülfü Livaneli’in kalemine diyecek söz yok. Okumuş olduğum üçüncü kitabı ve diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da çok akıcı bir dil kullanmış. Kitabı elinize aldığınızda sıkılmadan okuyorsunuz. Bahsettiği Mezopotamya coğrafyasına hakim olan birisi olduğumdan içeriği daha çok ilgimi çekti.
Kitabı okurken kafamın bir köşesinde Şivan Perwer’in Ezidi bir kız ve müslüman bir erkek üzerine söylemiş olduğu kirive şarkısı çalıyor ve Şengal Dağı gözümde canlanıyordu. Zenginliğimizin farklılıklarımızdan geldiğini anlamayan bazı insanların cennete gitmek için cehenneme çevirdiği hayatlar…
En eski inançlardan biri olan Ezidiliğin yok sayılması ve Ezidilerin tarih boyunca katledilmesi olaylarına bir yenisi de Suriye iç savaşında ekleniyor. Özellikle IŞID’in Şengal’i ele geçirmesinden sonra kâfir olarak gördüğü bu insanlara karşı yaptığı kıyım insanın yüreğini yakıyor.
Kitabımız, bu insanların yaşamış olduğu zorlukların sadece bir kısmını Meleknaz ve Hüseyin’in aşkı üzerinden bize aktarıyor. İşgal süreci, köle pazarlarında satılma, tecavüz ve zorlu Şengal Dağı yolculuğu sonrası Rojava üzerinden Türkiye’ye nasıl geldiklerini ve burada yaşananları kitapta görebiliyoruz.
İnsanın insana insan olduğu için değer verdiği, dili, dini ve rengine göre ayrım yapmadığı bir dünya olması ümidiyle keyifli okumalar dilerim.