Tabip neşter vurma gönül yarama,
Kapat üzerini; sar, gizli kalsın,
Zahmet edip boşa ilaç arama,
Fark eden olmasın, dur gizli kalsın.
Yaradanım hoş yaratmış cismini,
Gönlümün köşküne astım resmini,
Sayıkladım durdum yarin ismini,
Allah'ın seversen, sil gizli kalsın
Sevdiğimi söyle, durma koş götür,
Mektup yazamadım, zarfı boş götür,
Gözlerimden birkaç damla yaş götür,
Götür sevdiğime ver gizli kalsın.
Sevdasını çektim çile demedim,
Bülbüle demedim, güle demedim,
Kalbimde sakladım, ele demedim,
Bırak gönlümdeki yar gizli kalsın.
Eminoğlu sevda yaşattım serde,
Can dayanmaz aşk denilen bu derde,
Senden sorarsa "Mezarı nerde?"
Onu da söyleme, yer gizli kalsın.
Tolstoy'un 1852 yılında yayınlanan detstvo isimli ilk kitabında; duygularımızı ifade ederken yakalandığımız boşluk ve yetersizlik hissi şöyle anlatılmıştır;
" bir kez daha tekrar ediyorum, duygular ve davranışlar arasındaki tutarsızlık, duyguların içtenliğini gösterir."
Her bireyin kafasında değerlerden oluşan bir hiyerarşi bulunur. Bazı kimselerin ortak değerleri vardır. Bu sayede birbirleriyle yakınlık hisseder ve iyi anlaşırlar. Bazılarının değer yargıları uyuşmazlık gösterebilir. Bu kimseler de ya birbirlerine karşı saygı ve hoşgörü gösterirler ya da birbirleriyle anlaşmazlık yaşar ve çatışırlar. Bu kimselerden bazısı dünyevi hazları ve menfaatleri iyi olan davranışların üzerinde tutabilir. Bazısı da iyi olan davranışları dünyevi hazlardan ve menfaatlerden daha değerli bulabilir. Bu iki tavır da kişinin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kafasında kurmuş olduğu değer yargılarıyla ilişkilidir. Bu değer yargılarının her biri de öznel (sübjektif) yargılardır. Peki özünde (hakikatte) insanın (gözlemcinin) sahiplenmiş olduğu öznel (sübjektif) yargılardan bağımsız nesnel (objektif) değerler var mıdır?
Eğer yoksa; sahiplenmiş olduğumuz tüm bu değerler yani değer biçtiğimiz olgular kendi kafamızdan uydurmuş olduğumuz, özünde değeri olmayan ama o anda bize değerli gelen birtakım boş retoriklerdir. Dolayısıyla iyilik ve dünyevi haz arasında kalmış kimsenin yapacağı tercihin bir değeri yoktur; zira iki değer de insan uydurması obsesyonlardır. Hangi tercihle mutlu olacağına inanıyorsa onu tercih etmesi kendi açısından rasyonel (mantıklı) olacaktır. Böyle bir durumda iyilik yapmak yerine dünyevi hazları tercih etmiş hatta bu uğurda kötülükler yapmış birini ayıplamamız veya "sen yanlış yapıyorsun" dememiz için ortada bir gerekçe kalmamış olur. Tüm bu değerlerin ve doğruların insan uydurması olduğunu kabul etmişsek eğer, bir kimsenin kendi menfaati uğruna yapmış olduğu kötülükleri ayıplayıp ona "sen yanlış yapıyorsun" demek tutarsız olacaktır. Zira en başında, sahiplenmiş olduğumuz değerlerin sübjektif olduğunu kabullenmiştik; o kimse için de