"Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflası nedir bilir misin? Bir medeniyet, insanı yapan manevi kıymetler manzumesidir. (...) Cahilsin; okur öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. (...) Bizde insanoğlu şirazesiz kalmış. (...) Bütün Şark dünyası bir iztırap içinde. Muttasıl gömlek değiştiriyor, Hindi, Çin'i, Efgan'ı, Arab'ı, Türk'ü hep soyunuyoruz; soyundukça üstümüzden attığımız şeylerin alelâde ekler olduğunu, daha derinden birtakım şeyler çıkarıp atmak lazım geldiğini görüyoruz. (...) Bize lazım gelen gömlek değiştirmek değil, içten değişmektir. Bu, sadece dıştan yapılacak şey değil. Bunu olduğumuz yerden yapamayız. İçten, dıştan her ufuk, bir görüş zaviyesidir. Bütün cemiyet hayatı zihniyet etrafında döner. İnsanı yeni baştan, yeni esaslarlakurmamız lazım; yeni kıymetlerle yaşayan bir insan. Halbuki bu imkânsız..."
Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem
bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım....