Tanrı Kitap’ı yazdıysa o da bu Kitap’ta kendini ve yaratma eylemini aşmıştır. Bütün bilgeliğini, başlangıçsızlığını ve sonsuzluğunu, dünyanın yasalarını Kitap’a yerleştirerek kendini anlatmıştır. Kitap’ta bir ayna gibi yansımış, kim olduğunu görmüştür. Bu nedenle Kitap, ilahi bilincin bir uzantısıdır ve Tanrı’nın kendisinden bile daha ilahidir.
İnsan hayatının ne kadar zayıf olduğunu iliklerimde hissettim. Şu et, organlar, kemik ve hayatlar ne kadar da kolayca ezilip kopabilme ihtimali ile kucak kucağa…
Aslında insanlar akıldan ya da hakikatten değil, sırf doğdukları için yaşarlar ve kalpleri, çarptığı müddetçe, çaresizliklerini işleyip parçalara böler, kendi de çalışmaktan cevherini yitirerek viran olur.
Yirmi beş yaşındasın ve yirmi dokuz dişin, üç gömleğin, sekiz çorabın, artık okumadığın birkaç kitabın var. Başka şeyleri hatırlamayı canın hiç çekmiyor; ne aileni, ne öğretmenini, ne aşklarını, ne dostlarını, ne de tasarılarını…
Günlük hayatın içinde, kalabalıklar arasındaki şehir insanı esasında bir hiçkimsedir. Bu kişi, başkalarının peşine düşüp onları takip ederse kendi hikayesinin ne olduğunu bulabilir. İnsan şehrin içinde yolunu, yol demeye değecek bir yolu ancak kaybolursa bulabilir. Ötekinin peşinde kaybolarak ve kaybolmakta yaşıyor olmanın en büyük zevkini duyarak.