“Kilise mi?” diye yanıtladım. “Bir tür devlettir bu, gerçi en yalancısıdır devletlerin. Ama kes sesini, ikiyüzlü köpek. Kendi türünü çok iyi bilirsin sen!
Tıpkı senin gibi ikiyüzlü bir köpektir devlet; tıpkı senin gibi konuşur, ortalığı dumana boğarak ve kükreyerek – tıpkı senin gibi, şeylerin karnından konuştuğuna inandırmak için.
Çünkü kesinkes en önemli hayvan olmak ister yeryüzünde devlet; ve ona inanırlar da.”
...Günler ikisi içinde mutluluk içinde geçerken kurşun askerden sıkılan çocuk bir gün onu yanan şöminenin içine atmış. Önce canı çok yanıyormuş. Sonra erimeye başlamış. Ama o eridiğine değil prensesten ayrıldığına üzülüyormuş. O sırada kapı açılmış ve odada oluşan şiddetli esintiyle prenseste şömineye, yanan askerin yanına düşmüş. Kollarını açıp prensesi kucaklayan kurşun askerin yüreği yeniden mutlulukla dolmuş. Ertesi gün külleri temizlemeye gelen hizmetçi, kurşun askerden geriye minik bir kurşun kalp, prensesten geriye ise kararmış bir kristal parçası bulmuş.