Birinin değişmesi istendiğinde, sonunda şu soru sorulur: "Kişinin alışkanlık biçimleri, neyin adına değiştirilecek? "Neyin iyi, neyin kötü olduğuna ben hangi hakla karar verebilir ve bunu birine dayatabilir ya da ısrarla salık verebilirim? Cevap basittir: Olayları tam da böyle yansıtmamak gerekir! Bazı alışkanlık biçimleri, birçok avantaj sağlıyor gibi gözükse bile, ahlakçı ve biçimci bütün girişimler, başkasını değiştirmekte etkisiz kalır. Çünkü, her şeyden önce, hiç kimse kendisine, iyinin ve kötünün öğretildiği bir çocuk gibi davranılmasını sevmez. İkincisi, zor kişiliklerin sorunu, olaylara çok biçimci ve katı yaklaşmalarından kaynaklanır. Onlar daha çok, karşılarındaki kişilere ya da içinde bulundukları koşullara göre değil, önceden belirledikleri öznel kurallarına göre davranırlar.
Değişim konusunda kişiyi motive etme çalışmaları ancak kişisel ilişkilerle başarıya ulaşacaktır. Karşısındakiler ona içtenlikle ve saldırganlık sergilemeden, kendilerine çıkarttığı zorlukları anlatırlarsa, zor kişilik davranışlarını değiştirecektir. İşte bu yüzden genel anlamda ve bu çalışma boyunca göstermeye çalıştığımız gibi, karşımızdakine yapması gerekenleri sıralamak yerine kendi beklentilerimizden söz etmek, temel ilkelere dayanmak yerine somut durumlardan hareket etmek, kişi yerine davranışı konuşmak, vb. her zaman daha iyi olacaktır.