Yine de kente tepeden bakan sarı pencerelerimizin hizası, kararan sokaklardaki rastgele izleyiciye insan mahremiyetinden nasibine düşeni aktarmış olmalıydı ve ben de, yukarı bakıp merak eden o kişiydim. Hem içinde hem de dışındaydım, yaşamın durmak bilmez çeşitliliği karşısında hem büyüleniyordum hem de tiksiniyordum.
West Egg ile New York arasındaki karayolu, aşağı yukarı orta yerinde apar topar demiryoluyla birleşir ve çeyrek mil boyunca demiryolunun yanından devam eder; böylece de arazinin belirli bir ıssız bölgesinden uzaklaşmış olur. Burası küller vadisidir; küllerin sırtlarda, tepelerde ve grotesk bahçelerde buğday misali büyüdüğü; evlerin, bacaların, yükselen dumanın ve aşkın bir çabayla belli belirsiz hareket eden ve tozlu havada çoktan un ufak olmuş insanların biçimini aldığı acayip bir çiftliktir. Ara sıra gri vagonlardan oluşan bir katar görünmez raylar üzerinde sürünür, berbat bir gıcırtı koyuvererek durur ve kül grisi insanlar kurşun kürekleriyle birdenbire sökün edip ne idüğü belirsiz işlem lerini sizin gözlerinizden gizleyen, geçit vermez bir bulutu karıştırıp dururlar.
"Hayır, herkes sonradan öğreniyor, kimse bilerek doğmuyor. O Walter zeki olabileceği kadar zeki, sadece bazen aynı sınıfı tekrarlamak zorunda kalıyor çünkü devam etmiyor, babasına yardim etmek zorunda. Ne var bunda? Bak ama, Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var. Insanların hepsi insan."
Jem arkasına döndü, yastığını yumrukladı. Arkasına yaslandığı zaman gözleri bulutlanmıştı. Arada sırada yaşadığı düşüşlerden birini yaşamak üzereydi, dikkat kesildim. Kaşları birbirine yaklaştı, ağzı ince bir çizgi halini aldı. Susuyordu.
"Ben de öyle düşünmüştüm," dedi sonunda. "Senin yaşındayken. Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar, Scout, galiba bir şeyleri anlamaya başlıyorum. Galiba Öcü Radley'in bunca zamandır evden çıkmamasını anlamaya başlıyorum... Dışarı çıkmamak istediği için içeride kalıyor."