Sinir bilim dalı ve insan yaşamını doğrudan etkileyen alanlarda çalışmalar yapan Serkan Karaismailoğlu’nun yazmış olduğu bu kitabı okuduktan sonra serinin 3. Kitabını heyecanla bekleyen insan topluluğu yeni bir üye kazanmış oldu.
Bu kitapla tanışma hikayemi anlatmak isterim en başta. Dershanede biyoloji dersindeydim ve konumuz gereği nöronlardan dolu dolu bahsettiğimiz bir saat sonunda hocam bu kitabı önerdi. O an orda olsaydınız hocamın nasıl gözlerinin parladığını şaşkınlıkla izlerdiniz herhalde. Bu sayede satın aldım fakat uzun bir süre kitaba olan korkum daha doğrusu bu kitap için yeterli bir seviyede miyim korkusu beni hep itti kendisinden. Ve sonunda bir şekilde başladım okumaya ve birkaç sayfa sonunda düşüncelerimi taze taze ekleyebilmek için yanı başıma bir de defter koydum.
Bu başlangıcın ardından artık kitaba gelebiliriz diye düşünüyorum.
Öncelikle kendisi bizim bildiğimiz kitaplardan farklı bir Nöro-Roman. Başlarda bunu biraz garipsiyorsunuz çünkü konuşma diline yazarımız harmanlamış. Misal “Adamın sigaradan çektiği ilk nefesle salgılanan dopamin tüm nöronlarına nüfus etti.” Bir süre sonra hoşuma da gitti bu söylem tarzı.
E tabii bir de bilimsel makaleleri harmanlama kısmı var. Açıkçası en çok endişelendiğim bu kısmın beni nasıl kitaptan zevk almaya itti anlayamadım. Makaleler kesinlikle anlaşılabilir açıklıkta konuşma diline o kadar iyi kaynatılmış ki sanki uzmanların olduğu bir masada kahve içiyorsunuz.
.
Kitap okurken her insanın dikkat ettiği kişiden kişiye değişiklik gösteren bazı hususlar vardır.
Benim bölüm başlarına yazılan yazılar ve tabii ki kapak tasarımıdır. Bölüm başları demek o bölümün ön özeti demektir. Yazarımız o kadar güzel kitaplardan alıntı yapmış ki altını çizdiğim yerlerin büyük çoğunluğu oralarmış :D kapak tasarımı da bu kitabı
Insanların gizlenme ve bilmeme lüksü vardı. Kimse, kimsenin dört duvar arasında ne yaşadığını bilmiyordu. Hepimiz gizlenmiştik kendimizi dört duvar arasına ve içimizdeki tüm sapıklıklarımızı bu dört duvar arasında sergiliyorduk. Ne de olsa duvarlar bizi gizliyordu. Aslında sokaklarda böyleydi, gizlenmek icin herhangi bir duvara ihtiyacınız yoktu. Bir saatten sonra herkes terk ederdi sokakları ve ev dedikleri, kendilerini gizleyecek duvarlar arasına giderlerdi.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum bulunduğunu öğrettin.
Anılar eğer acı verici ise onlarla yaşamak zordu. Tıpkı ayakkabında bir çakıl taşı ile dolaşmak gibi. Boyutu ne kadar küçük olursa olsun, o kadar çok huzursuz ederdi ki seni, şaşırıp kalırdın.