"Bilemiyorum. Son derece cahilim."
Genç adam güldü ve eğilerek selam verdi. "Onur duydum!" Dedi. "Üç yıldır burada yaşıyorum ama hâlâ sözünü etmeye değer bir cehalet edinemedim."
"Sen, hepiniz çirkin bir balıkçının oltasına yakalanmışsınız. Balıkçının ayaklarının dibindeki kovanın içinde yaşamak için çırpınıp duruyorsunuz. Dünyayı o kova, yaşamayı ölmemek sanıyorsunuz. Özgürlüğünüz o kovanın hacmi, ömrünüz gün bitip balıkçı eve dönene kadar.”
"Dışarda koskoca bir dünya var. Zıplasan, çıksan göreceksin. Ölürüm diyorsun, denize kadar gidemem diyorsun. Gitme, öl, ne çıkar. Kovanın içinde senin gibi onlarca korkakla yaşayacağına, hiç değilse cesur ve özgür olarak ölürsün. Ama sen o kovadan atlayamayacak kadar korkaksın Numan.”
Acılar ve ayrılıklar nasıl günlere yayılırsa, mutluluk ve aşk da an'lara yayılır. Aşk an’dır, kısadır, kesintilidir. Ayrılık saatlerdir, günlerdir, kesintisizdir. Aşk parçadır, ayrılık bütün. Doğrudan kalbe verilen kısa şoklar gibidir aşk. Beden kalpten başlayarak kasılır, sarsılır. Bazen verilen aşk kalbe fazla gelir. Aşık kaybedilir. Bazen de tam dozundadır, yeterlidir. Bu gibi durumlarda âşık salisenin binde biri bir zaman diliminde uyur uyanır. Görülen yeniden görülür, duyulan yeniden duyulur. Yaşanılan yeniden yaşanır. Işte bu yüzden birçok âşık o an’ı daha önce yaşadığını düşünür. Aşık olduğu kişiyi daha önce de tanıdığını. Oysa bu kesinlikle bir yanılsamadır. Kesin olan bir şey daha vardır; âşıkken dünya daha hızlı döner.