Suçsuz Olmak Ne demektir? Hiç kimseye doğrudan zarar vermemek mi, yoksa gerçeği görüp sessiz kalmak mı?
Kitabı bitirdiğimde bu sorular kafamda dönüp duruyordu. Çünkü Broch, suçu çoğu zaman yapılan bir şey olarak değil; yapılmayan, ertelenen ya da bilinçli olarak görmezden gelinen bir şey olarak hatırlatıyor.
Kitapdaki karakterler büyük kötülükler yapmıyor. Aksine, çoğu iyi niyetli; ahlak üzerine konuşabilen, hatta doğruyu yanlıştan ayırt edebilen insanlar. Asıl sorun, doğruyu bilmelerine rağmen sessiz kalmaları. Ahlak var ama birtürlü eyleme dönüşmüyor.
Baron’un durumu bunun en net örneği. Baronesin ihanetini öğrendikten sonra "intikam kötüdür " diye ahlaki bir konuşma yapıyor, ardından odasına kapanıyor. Dışarıdan bakınca bu bir öfke kontrolü gibi görünebilir. Tamam bağırmasın çağırmasın ama en azından evi terk etmesini isterdim:)
Aslında burada olan şey, ahlakın eylemsizlikle yer değiştirmesi. Bu noktada sessizlik bir erdem olmaktan çıkıp bir kaçış hâline geliyor. Ahlak çöküyor ama bu çöküş gürültüyle olmuyor. Ne bağırış var ne açık bir suç. Her şey sessiz, yavaş ve ağır ilerliyor. Ve insan kendini mutlak doğru zannettiğinde, sınırlarını fark etmediğinde ve tepkisiz kalmayı seçtiğinde, hayatla bağı kopuyor.
Kitabın adının "Suçsuzlar " olması da tam olarak buradan geliyor. Çünkü herkes kendini suçsuz sayıyor. Kimse elini kirletmiyor, kimse doğrudan kötülük yapmıyor, ama kimse sorumluluk da almıyor. Broch’a göre asıl tehlikeli olan da bu; suçsuzluk, bazen en konforlu suç biçimine dönüşür. Umursamazlık sadece bireysel bir tutum değildir; politik hayatı da şekillendirir. Hitler gibi bir yönetimin iktidarı ele geçirmesi, yalnızca onun hırsıyla değil, toplumun büyük bir bölümünün bu sürece seyirci kalmasıyla mümkün olmuştur.
Bu kitabı, yüksek sesle kötülükten söz
Gerçekte sevenler ölümden korkar ve haz aldıkları, ölüm değildir; ölümü alt etmek, ölümün tiksindiriciliğinin üstesinden gelmektir. Ben bu bağlılığı, sorumsuzca oynanan bir ölüm oyunu olarak adlandırıyorum...
Fakat ölüm, hiçbir oyunun kendisini kandırmasına izin vermez; oyunu böler.
Unutulmuş olan unutulmazı taşır, bizleri taşıyan ise unutulmaz olandır...
Çünkü unutulamaz olan geleceğin bir parçasıdır...
Bizi kapsar ve karanlığa düşüşümüzü sanki havada süzülürcesine yumuşatır.