Bouvet zırhlısını isabetli atışıyla vuran Cideli Mahmut Çavuş, iki ayağını kaybetmişti. Sargı yerinde tedavisi yapıldığı sırada Bouvet'nin batmakta olduğu haberini aldı. Hemen, "Beni top başına götürün!" diye haykırdı.
Mahmut Çavuş'u sedye üzerinde top başına götürdüler. Düşman zırhlısının batışını seyretti. Sonra da görevini hakkıyla yapmanın huzuru içinde gözlerini bu âleme kapatıp ebedî âleme açtı.
Nazan Bekiroğlu'nun kalemine hayranım...
Daha önce Mücella adlı kitabını okumuştum beğenerek. Ama bu kitabı okuyunca neden daha önce okumamışım diye hayıflandım resmen.
"Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" kapağında bu yazıyı görünce içimi bir merak salmıştı ve ne zamandır okumayı düşündüğüm ama ertelediğim bir kitaptı.
Şuan okumuş olmanın mutluluğu var üzerimde ve tekrar okumak isteği oluştu kitabı kapatır kapatmaz. :)
Kitap 1900'lü yılların başında iki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatları gözler önüne seriyor. Ama öyle bir karakter var ki, onu uzun süre unutabileceğimi sanmıyorum. Settarhan...
Settarhan, ana karakter ve aynı zamanda yazarımızın dedesi, kitap gerçekle beraber kurgulanarak yazılmış. Ama bu kadar yazılabilirdi ancak...
Trabzon, Bakü, Tebriz, Taht-ı Süleyman, Isfahan, Şiraz, Yezd, Batum, Tiflis, İstanbul... Bu şehirleri tek tek geziyorum kitabı okurken. Zerdüştler'in gelenekleri, inanışları, ölüleri gömmeyişleri ve daha pek çok değişik hal ve hareketlerine tanık oluyorum okurken.
Kitabı kapatırken geçmişi, o anları yaşamış gibi hissedip bir tebbessüm edersiniz ya işte tam olarak onu yaşadım. Nazan Bekiroğlu'na hayran olmamak elde değil.
Bir tek veya milyon, fark etmezdi. Çünkü birinin ölümü her birinin ölümü gibiydi. Çünkü her insan bir evrendi ve her ölüm evrenin sönüşü demekti. Bu yüzden bir tek masumun dahi öldüğü yerde hiçbir haklı gerekçeden söz edilemezdi.
Niye ki bunca acı? Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna. Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah'ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu? Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah'a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi. Dünya cennet değildi evet; olsaydı, cennetin ne anlamı kalırdı?