... "Şehirler kadınlar gibidir," diye ısrar ederdi, "her birinin kendine has bir kokusu vardır." Eski Şehir, parfüm sürmüş zengin bir dul kadar çiçeksiydi. Lannis Limanı bir sütçü kızdı; taze ve topraksı, saçlarında duman kokusu. Kral Toprakları yıkanmamış bir fahişe gibi kokardı. Ama Beyaz Liman'ın rayihası keskin ve tuzluydu, biraz da balığımsı. "Bir deniz kızının kokması gerektiği gibi kokuyor," derdi Roro. "Deniz gibi kokuyor."
"Toplumsal kurallar ve yasaklar olmadığında etik değerlere sadık kalabilir miydik?" sorusunun yanıtı bir yerde bu kitap.
********SPOILER********
Önce iyiliğin temsilcisi Simon, sonra da aklın yolunda giden sağduyulu Domuzcuk ölüyor. Demokrasiye inanan Ralph de içlerindeki kötülüğe ve saldırganlığa kendilerini kaptırmış kabile tarafından katledilseydi ve İsmail abinin de dediği gibi "O gemi hiçbir zaman gelmeseydi" kabilenin sonu ne olacaktı? Adayı ve akabinde yaşam kaynaklarını yaktıkları için küçüklerden başlayarak birbirlerini mi yiyeceklerdi? İçlerindeki kötülük olan "Sineklerin Tanrısı" mı galip gelecekti?
Not: Kitabın başından beri Domuzcuk'un adını merak ediyordum ve bunu öğrenemedik. Üzücü gerçekten.