Sınırsız Ülke yazar Patricia Engel’den okuduğum ilk kitaptı ama görünüşe göre son olmayacak. Amerika’ya göç eden bir anne babanın Amerika’da doğan ama sonrasında ülkesi Kolombiya’ya gönderilen, babası ve anneannesiyle orada büyüyen Talia’nın ıslahevinden kaçışıyla başlayan ve Amerika’daki annesinin yanına dönmeye çalışma macerasıyla devam eden mükemmel bir roman. Kitabın ana karakteri Talia gibi görünse de aslında arka planda anne Elena’nın Amerika’daki göçmenlik hikayesini ve baba Mauro’nun Kolombiya’daki sıkışmışlık halini okuyoruz bol bol. Ben kitaba bayıldım. Çok etkileyici, çarpıcı, vurucu, daha ne söylesem bilemiyorum. Aşırı sevdim. Kendisi de Kolombiyalı bir Amerika göçmeni olan yazarın kitabı kendi deneyimleri üzerine kurduğu çok belli. Yazarın daha fazla kitabını okumalıyım kesinlikle.
Diğer Ev, benim Rachel Cusk’tan okuduğum ikinci kitap. İlk okumam Çerçeve ile olmuştu ve kitaba kalbimi bırakmıştım. Yazarın daha yeni metinlerinden biri olan Diğer Ev, tam anlamıyla yazarın üslubunu net şekilde anlatan metinlerden biri. Hayranı olduğu ressamı bir inziva ve çalışma süreci için diğer ev dedikleri ve kendi evlerine çok yakın olan ikincil yaşam alanlarına davet eden ana karakterimizin, kocasıyla, kızıyla verdiği savaşı, kendisine karşı verdiği iç savaşı ve elbette hayranı olduğu ressam L’yle girdiği iktidar savaşının hikayesini okuyoruz kitapta. Karşımızda çok katmanlı bir kitap var ve çoğu zaman olay örgüsü dışında bir iç hesaplaşma, bir bilinç akışı çözülmesi okuyoruz. Haliyle derinlikli bir kitap ve inceliğiyle ters orantılı şekilde yavaş yavaş okunuyor çünkü bir çok kısmın sindirilmesi zaman alıyor. Ben yazarın Çerçeve’sini çok sevmiş, hayran kalmıştım. Bu kitabı da çok sevdim, bununla birlikte duygusal derinliği sebebiyle mi bilmiyorum, beni fazlaca yordu. Bu tarz zorlayıcı metinleri sevenler için iyi bir okuma süreci olabilir.
2024 yılı Booker ödülü kazananı Kairos hakkında söyleyecek çok sözüm var aslında ama genel olarak şunu söyleyebilirim ki duygusal açıdan beni sinir harbine sürükleyen, birçok açıdan çıldırtan bir kitap oldu. 1980ler Almanya’sında Doğu Berlin’de geçen kitap 17 yaşındaki Katherina ile 50lerindeki evli Hans’ın tanıştıkları ilk andan itibaren adım adım ilerleyen ilişkilerinin, Berlin duvarının yıkılması, Doğu Almanya’nın çöküşü, ihanet ve toksik ilişki zihniyetinin gölgesindeki birkaç yıllık evrimleşme ve nihayete erme sürecini önümüze koyuyor. Katherina hayat dolu bir kızken, evli ve karısını aldatmayı hayat rutinine yedirmiş, adeta normalleştirmiş bir adam olan Hans’ın hayatına gitmesiyle Katherina’nın adım adım kendinden, olduğu güçlü genç kadından uzaklaşmasını ve korkunç bir toksik ilişkinin içerisinde, duygusal manipülasyon ve mazoşist cinsellikle harmanlamış bir yaşamın içerisinde yaşam savaşı vermeye çalışmasını okumak kesinlikle çok zordu. Özellikle de Hans gibi karısını aldatmayı alışkanlık haline getirmiş bir adamın, Katherina tarafından aldatılınca çıldırması ve sistematik bir şekilde Katherina’yı duygusal açıdan şiddetli bir zorbalama sürecine girmiş olması korkunçtu. Özellikle doldurduğu kasetler beni delirtti. Hans’ın iki yüzlülüğü ve riyakarlığı nefret uyandırdı. Hatta bazen öyle bir noktaya geldim ki Hans’a olan nefretimden kitaba devam edemeyip, araya küçük başka okumalar sokarak kendimi sakinleştirmek zorunda kaldım. Hans kültürlü, bilgi birikimi yüksek, aydın biri olsa da aynı anda bir insanın ne kadar toksik karakterli, ne kadar kötücül olabileceğinin çok iyi bir örneği. Uzak durulması gereken erkek portresi mükemmel çizilmiş, hatta o kadar mükemmel çizilmiş ki fazlaca sinir bozucu olmuş. Kitabın sonu hakkında da çok fazla bir şey söylemek istemiyorum
Zeynep Kaçar aslında yeni bit yazar değil, kendisini oyuncu olarak da zaten hepimiz tanıyoruz ama ben geç kalmış bir okuyucu olarak Kaçar’ın kalemiyle yeni tanıştım. Kabuk çok katmanlı, özel bir kitap, Zeynep Kaçar’ın üslubu ise kendine çekip içine alıyor. Kitap 3 neslin kadınları üzerinden mükemmel bir dağılmış aile portresi çiziyor. Kocası tarafından terkedilen terzi Sabiha, ölen kızından sonra bir daha toparlanamayan, gerçeklik algısını kaybetmiş Sezin ve hayalet bir kız kardeşin gölgesinde büyümüş, kendiyle sorunları olan Füsun… Ve bir de tabii kitabın en gizemli karakteri Efsun var. Tüm bu karakterler bir araya geliyor ve ortaya mükemmel bir kitap çıkıyor, haliyle beni şimdiye kadar Zeynep Kaçar okumadığıma pişman ediyor. Okurken “Bu kitabın yazarı olabilmeyi dilerdim,” dedirten kitaplardan oldu benim için. Kalemine sağlık Zeynep Kaçar.