İşte ben, sana olan ihtiyacımla sana tevessül ediyorum. Mümkün olmayan bir hal ile sana nasıl tevessül edeyim? Sana gizli olmayan halimi sana nasıl şikayet edeyim? Kalbimdeki sence bilinen sırlarımı sana nasıl açıklayayım? Benim ümit ve beklentilerim, elçilerin hükümdara yürüyerek gelmeleri gibi sana geldiği halde nasıl ziyana uğrarım? Benim durumum seninle var ve sana dönük iken nasıl güzel olmaz
Şu sayısız yıldızla donanmış uçsuz bucaksız gökyüzü altındaki güzeller güzeli dünya nasıl dar gelir insanlara? Şu büyüleyici doğanın bağrında insan ruhu nasıl olur da kin, öç, kendi benzerlerini yok etme gibi duygulara kapılabilir? Nasıl olur da güzelliğin ve iyiliğin doğrudan ifadesi olan doğanın bir dokunuşuyla insan yüreğindeki bütün kötülükler yok olmaz?
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden...