❝ Ailenin açtığı yaraları kapatmaya zamanın gücü yetmiyordu.❞
Bu alıntıyla başlamak istedim incelememe çünkü bu alıntı romanın kalbindeki üç ana temaya değiniyor: “aile, yara, zaman” . Tüm
Kelamın, şiir ve sanat üzerinden tefekkür kapılarını nasıl açtığını görmek isteyenler; buyrun burdan…:)
Bu kitap size, şiir üzerine klasik akademik bilgiler vermeyecek, keskin bir ahkam kesmeyecek,
Stefan Zweig, her zamanki gibi kısa ve öz anlatımıyla çarpıcı karakterleriyle duyguların zirvesine taşıyor
Korku kitabında okuyucuyu.
İnsanlığın en uzun soluklu ve en etkili duygularının başında korku duygusu gelir bana göre. Çünkü korku diğer duygulara oranla daha uzun süreli ve yoğun yaşanabilir. Tıpkı bu kitaptaki Irene’nin suçluluktan duyduğu korku gibi. Hatta kitapta korku öğesi, yuvarlandıkça büyüyen bir kar topunu andırıyor. Sayfalar ilerledikçe korku da büyüyor.
Burjuva sınıfına mensup bir kadın olan Irıne ile başarılı ve zengin avukat kocasının evlilikleri, Irine’nin ihaneti ile alt üst olmuştur. Kurgunun tamamını anlatıp spoiler vermek istemiyorum. Fakat
Stefan Zweig insan psikolojisinin en zirve noktalarını bir psikolog titizliğiyle analiz edip, akıcı bir bir dille yaşatmayı başarıyor bu kitapta. İrine ihanetinin ortaya çıkardığı korkuyu öyle derinden yaşıyor ki adeta siz Irine olup sokaklarda korkuyla arkasına bakarak dolaşan o kadın oluyorsunuz.
Stefan Zweig bu kitabında da başka kitaplarında olduğu gibi “intihar” öğesine yer veriyor. Burdan da yine anlıyoruz ki yazar kendi zihnindeki takıntılara kurgularında yer vermeden edemiyor.
Korkunun cezadan daha kötü olduğunu da iliklerinize kadar hissedecek, Irine’nin beyninin kıvrımlarında ilerlerken hikayenin sonunda biraz şaşıracaksınız.
Başarılı avukat koca Fritz’e de kısaca değinmek isterim. Gayet zeki, kurnaz ama bir o kadar da şefkatli bir aile babası olan Fritz, hikayenin sonuna noktayı koyup korkuyu bitiriyor.
Ama nasıl? Cevabı için: