Merve

Merve
@Mervee__A
Yüreğim gergef gibi işledi yokluğunu nakışlarında yüzün filizlendi her akşam❞ ┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈ Nurullah Genç |
Puan vermedi·160 syf.··
2026 78. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 23:01
Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu.❞ Sade belki ama basit değil, gündelik hayat belki ama sıradan değil. Bu mektuplar dizisi bir yazarın arka bahçesine girmiş gibi. Mektup bir devrin en kokulu, en sadık ve en güzel iletişim şeklidir bana göre. Mektup insana beklemenin güzelliğini, beklerken büyüyen duyguları resmeder. Bu kitap da bunun en nahif örneklerinden biri. Yazarın en güçsüz, en güçlü yönlerini, maddi ve manevi sıkıntılarını öğrenirken sanki Sabahattin Ali oturmuş yazıyor, ben de onu izliyormuşum gibi hissettim. Genç Sabahattin Ali, nişanlı Sabahattin Ali, aşık Sabahattin Ali, baba Sabahattin Ali, mahpus Sabahattin Ali, parasız Sabahattin Ali, edebiyat tutkunu Sabahattin Ali, kısacası tüm Sabahattin Ali leri görmek isteyenler mektuplara buyursun… Hani Kürk Mantolu Madonna da yazar, “Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum bulunduğunu öğrettin.” der ya, işte bu mektuplar da tam ordan başlıyor. Sabahattin Ali nin Aliye hanımla tanışması ile. Büyük bir aşkla başlamıyor ilişkileri fakat kısa sürede yazarın kendi deyimiyle Aliye hanım, Onun yarım kalan tarafını ikmal ediyor . Ve “çılgınlar gibi sevmeye başladığını” hissediyor yazar. Öyle de oluyor zamanla. Sabahattin Ali nin türlü sebeplerle (askerlik, iş, cezaevi) Aliye hanımdan uzak kalışı aşklarını alevlendiriyor ve evliliklerinden kısa süre sonra, kızları Filiz dünyaya geliyor. Yazar Filiz’in doğumundan sonra daha pamuk gibi bir adama dönüşüyor. Kızı Filiz’in hasta olduğu dönemlerdeki mektuplarda “ateşinin kaç derece olduğunu” mektuplarda yazmasını eşine tembih etmesi öyle güzel ki… Kitabın büyük bölümünde yazar maddi yönden sıkıntılar çektiğini ve bunu eşiyle nasıl aştıklarını kalem
Alıntı
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,6bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·80 syf.··
2026 71. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 19:44
Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına İnşirah inşirah inşirah Âyetin değil miyiz senin Ya Râb Kitabın son dizelerini incelememin ilk satırları olarak paylaşıyorum çünkü bu kitabın sadece bir şiir kitabı olmadığını çok güzel özetliyor bu dizeler. Mevlâna İdris bu kitapla bize sadece bir şiir hediye etmemiş, aynı zamanda bir dua kitabı sunmuş. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Ellerimizin Büyük Boşluğutek bir şiirden” oluşuyor. Şiirin dizeleri sayfalara resimlerle birlikte serpiştirilmiş. İlk bakışta bir çocuk kitabı olduğunu sanabilirsiniz bu sebeple. (: Kitabın ismi o kadar çekici ki insan üzerine düşünmeden edemiyor. Kitabı okudukça da anlıyoruz ki Ellerimizin Büyük Boşluğu metaforu, biz modern çağ insanının heybesinin ve dâhi ruhunun boşluğuna işaret ediyor. İslamiyet’e göre dua ederken ellerimizi açarız. Yüce yaratıcımıza el açarız fakat bunu yaparken dolu bir gönülle yapmamız gerekir. Gözümüz de gönlümüz de dolu olmalı ki ellerimizi açarken yüzümüz olsun. Mevlâna İdris her ne kadar ellerimizin boşluğuyla bizi yüzleştirse de şiirinde, ümidi de elden bırakmıyor. Çünkü iman bunu gerektiriyor. Çünkü şiir ümidi besleyen can suyu gibidir. “bir sızı kalmış içimizde başka bir şey yok bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız” Dizelerde yok aldıkça suçlu ve utangaç kalbiyle kapıda bekleyen bir çocuk oluyoruz adeta: “çok unuttuk hatırlamak istiyoruz başımızın okşanmasını gözyaşlarımızın silinmesini kolumuza girilmesini istiyoruz Mevlâna İdris modern çağ insanının boşluğunu ve acziyetini anlatırken Allah-u Teala’nın büyüklüğünü de çok güzel ilan ediyor. Böylece de duanın olmazsa olmazını (kendi küçüklüğünü bildirip Yaradanın büyüklüğünü itiraf etme) yerine getiriyor şiir tadında: “senin değil miyiz hepimiz senin değil mi her şey __alırsın kime ne verirsin kime
Ellerimizin Büyük BoşluğuMevlâna İdris · Başka Kafa · 201989 okunma
10/10
·312 syf.··
2026 70. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 00:56
❝ Ailenin açtığı yaraları kapatmaya zamanın gücü yetmiyordu.❞ Bu alıntıyla başlamak istedim incelememe çünkü bu alıntı romanın kalbindeki üç ana temaya değiniyor: “aile, yara, zaman” . Tüm kurgu bu üçü üzerinde yoğunlaşıyor. Birbiri arasında yüz yıl bulunan iki büyük hikayenin, romanın sonunda nasıl bir araya geldiğine şaşıracak ve Gece Açan Çiçekler in içinize işlemesine engel olamayacaksınız. Bir yanda Osmanlı’nın son çırpınış zamanlarından gelen İstanbulda bir derviş, diğer yanda Canfeda konağındaki insanlar. Hikaye iki ağızdan bambaşka zamanlarda anlatılıyor fakat bu anlatım, zihnimizde ve duygumuzda hiçbir kopukluk yaratmıyor. Aksine Tarık Tufan o büyülü kalemiyle kelimelere ruh üflüyor ve iki farklı zaman bir zamana dönüşüyor. İnsanın en savunmasız olduğu konu belki de “ailedir” çünkü seçim hakkı yoktur. Canfeda konağında işte bu bağın insanı nasıl bir yalnızlığa, acıya ve terkedilmişliğe sürükleyebileceğinin en çarpıcı örneğini görüyoruz. Ebeveyn olmayı beceremeyen iki insanın hem kendi hayatlarını hem de en çok çocuklarının hayatlarını mahvetmelerinin izlerini sürerken çok üşüyeceksiniz. “Bana sorsalardı bu sevgisiz dünyaya gelmeyi istemezdim.” Ben o kadar üşüdüm ki sürekli Yaşar Kemal in “Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı” satırları yankılandı durdu içimde. Evin büyük kızı Halide hikayeyi anlattıkça içimde nice mumlar alev aldı, nicesi de söndü… “Zaman çatlağında, geçmişin ve geleceğin arasındaki karanlık mahzende unutulup kaldım, karşılaştığım her insan bana ağır kıvamlı bir yalnızlık bulaştırıyor.”Yalnızlık, Allah’ın sadece bana yazdığı bir yazgıymışcasına etimden, kanımdan bir parça haline geldi.” Öte yandan Osmanlı döneminin İstanbulunda bir tekkeden bize seslenen Derviş Ali, aşkın en yakıcı halinin ete kemiğe bürünmüş
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 18:41
Kelamın, şiir ve sanat üzerinden tefekkür kapılarını nasıl açtığını görmek isteyenler; buyrun burdan…:) Bu kitap size, şiir üzerine klasik akademik bilgiler vermeyecek, keskin bir ahkam kesmeyecek, bunu önden söylemeliyim. Kelam, Hikmet, Şiir i okuduğunuzda, şiir başta olmak üzere sanatın her bir dalının bize bahşedilmiş bir “yaratıcı sıfatının” yansıması olduğunu anlayacaksınız. Kitabın özü işte burda yatıyor: “Şiir, kelam sıfatının bir yansımasıdır. Musiki, işitme sıfatının bir yansımasıdır. Fotoğraf, resim, görme sıfatının bir yansımasıdır. Hepsi Allah'ın sıfatlarından doğar. Bize verdiği ruhtan doğar.” Böyle bir emanet ve hediye vermişse yaratıcı bize, mutlaka bu emanetin nasıl işlenmesi gerektiği hususunda bilgi vermiş olacağı akla geliyor. Bu soruyu en baştan şiirin haddini belirleyen sureyi anlatarak bizleri aydınlatıyor Nurullah Genç . Öyle bir sure ki o ismi, “Şuara” yani “Şairler”. Bu surede iki tür şairden bahis açılıyor; burası can alıcı noktasıdır şiirin. Çünkü şiir söylemenin sonunda helak olma ihtimali de vardır sureye göre. Surede “Şairler ki onlara ancak sapkınlar uyar. Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıklarını söylerler. Ancak iman edip salih amel işleyen ve zulme uğradıkları için şiir söyleyenler müstesna.” İşte bu sure sırrınca şiir söylerken dikkatli olmak, malayani veya küfür kelimelerinden itinayla kaçmak gerekiyor. Üstad da bu tehlikeden Allah’a sığındığını en baştan belirtiyor. Edebiyatın “edeb” ile ilişkisiyle başlayan bu söyleşi tarzındaki yolculuk, şiirin hayatın neresinde konumlandığını tüm bel kemiklerini göstererek anlatıyor bize. Nurullah Genç , küçük yaşlardan itibaren büyük bir şiir tedrisinden geçmiş bir şair olarak, (Düşünün ki dokuz yaşında bir çocuk ufacık köy odasında, babasının Fuzuli, Yunus Emre gibi
Alıntı
Kelam, Hikmet, ŞiirNurullah Genç · Timaş Yayınları · 202613 okunma
10/10
·176 syf.··
2026 48. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 23:29
“Bu dünyaya alışan şiir yazamaz” İsmet Özel Bülent Parlak bu dünyaya bir türlü alışamayan şair.. Belki de bu yüzden bu dünyadan erkenden göçüp giden şair.. “Ne kadar geç kalırsak kalalım, hepimiz kıyamete yetişeceğiz.” derken bu kadar erken gideceğini bilmiyordu muhtemelen. Sevgili Huzursuzluğum , şairin bütün şiirlerinin toplandığı şiir kitabıdır. Kitabın son bölümü “Yalvaç” kendisinin şiir kitaplarına girmeyen şiirlerinden oluşmaktadır. “Yaşadığı Coğrafya ve Kendi Hayatı” temelinde; şiirlerinin genel temaları: Kentli duyarlılık, Ölüm, Yalnızlık, Politika, Protesto, Adalet, Özlem ve Sevgi diye uzayıp gider. Zira o kısacık hayatının adımlarını bir İzdiham tadında aksettiriyor bizlere. Burdan bir adam geçti diyor Bülent Parlak İbrahim Tenekeci nin deyimiyle şöyle bir adam: Yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen Ters yakılan sigara ve hemen söndürülen Hatta şair kendisini dünyaya öyle iğreti hissetmiş ki, yazmış: Nereye gitsem yakışmadım beni kim aklayacak ne büyük bir yanılgıyım bu şehrin ortasında Kendi hayatının otobiyografik çoğu unsurunu da cesurca yansıtıyor mısralarına: ben baba olsaydım diyorum, ölmezdim mesela 1984’te tek kalıyorum bütün savaşları kazanmak için Memleketine olan sevgisiyle eleştirisini yarıştırdığı bir şiirinde geçen şu dizeler kadim sorunlarımıza parmak basar: coğrafyanın başımıza açtığı beladır bize verilen ormanı şehre ve paraya metres çekenler Yaşadığı toplumla bağı sıkı olan kişi ancak gerçek şairdir. Yarayı kaşıyan, yarayı bağırmadan açandır şair: bütün halkları birer müşteriye dönüştüren dünyaya artık yüz çeviriyorum
Alıntı
Sevgili HuzursuzluğumBülent Parlak · Ketebe Yayınları · 2025651 okunma