Gogol'un kaleminden sade bir öykü... Şatafatlı bir Bulvar 'Neva Bulvarı'. Içinde bol ışıklı, süslü vitrinleri barındırıyor ve günün her saatinde kendine çekebilecek kesimden insanlara eşlik ediyor. Sabah saatlerinde işlerine gitmek üzere olan çalışanlar, öğle vakitlerinde murebbiyeleri ile vitrinlere bakarak yol alan küçük hanımefendiler, akşam vakitlerinde ise çoğunlukla ışıltılı endamına katılıp dolaşan beyler yer alıyor.
Içlerinden iki subayın peşine takılıp Neva Bulvarı'nda başından geçen ve sonu hazin biten öyküsünü okuyoruz. Elbette Gogol'un hâkimiyetini anlatıcı tanık üzerinden sıklıkla hissederek ilerliyoruz. Subay beylerden birinde öne çıkan özellik narsizim iken, diğerinde durum tam tersi olarak çekingenlik; durumu içinde yaşama olarak gözlemliyoruz. Olaylar tam da karakterlere göre nihayetine erdiği vakitte Neva Bulvarı tüm ihtişamı ile yine bolca ışıklı ve aldatıcı olarak yer alıyor iken Gogol okurlarına Neva Bulvarında uzaktan gördüğümüz insanların yaşantılarında ki gibi olmadıklarını ve hanımefendilere dikkat etmelerini ekleyerek sonlandırıyor.
Dostlarımız, biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir araya getirirler. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken, dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. Her ikisinin temel vasfı, kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz.