“Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su
birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip
giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş
içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”
Kimlik bölümlere ayrılamaz, o ne yarımlardan oluşur,
ne üçte birlerden, ne de kuşatılmış diyarlardan.
Benim bir çok kimliğim yok, bir kişiden diğerine asla
aynı olmayan özel bir “dozda” onu biçimlendiren
bütün öğelerden oluşmuş tek bir kimliğim var.
“Peki kendinizi nasıl hissediyorsunuz?”
“Yorgun, her şeyden önce yorgun. Yıldızlardan ve
yasalardan önce yorgun; şöyle biraz evrenin dışında
kalıp herhangi bir şeyle ciddi olarak kendimi
tazeleme arzusu da cabası.”
“Hiçbir şey geçmeyecek baba. Kimse
kurtulmayacak. Çünkü Tanrı’nın Tanrısı yok. Biz ona
inanıyoruz, ama o hiçbir şeye inanmıyor. Belki de tek
gerçek tanrısız, Tanrı’nın kendisi, tanrısızlık Tanrı’ya
mahsus! Bu yüzden, kurallarda asalet ve adalet
arama! Çünkü Tanrı, ne asil ne de adil olmak
zorunda! Benim gibi!”