Mevhibe Özocak

LÜTFEN parçalanmakta olduğuma inanın. Mecazlı konuştuğumu sanmayın; melodramatik, muammalı, bayağı bir acındırma isteğinin açılış cümlesi de değil bu. Sadece şunu söylemek istiyorum: Eski bir çömlek gibi tepeden tırnağa çatlamaya başladım, tarihin ağırlığı altında ezilen, alttan üstten tahliye edilmiş, kapılardan sakatlanmış, bey nini tükürük hokkaları patlatmış, benzersiz, sevimsiz, zavallı gövdem ek yerlerlerinden ayrılmaya başladı. Kısacası, kelimenin tam anlamıyla çözülüyorum, şimdilik ağır ağır ama ivmenin arttığına dair belirtiler var. Sizden sadece (benim kabullendiğim gibi) şunu kabullenmenizi istiyorum, en nihayetinde (yaklaşık) altı yüz otuz milyon sıradan ve ister istemez unutkan toz zerresine dönüşeceğim. Bu yüzden de unutmadan önce kağıda içimi dökmeye karar verdim.
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Reklam

Mevhibe Özocak

, bir kitabı okumaya başladı
Salman Rushdie
8/10 · 943 okunma
Bay Kierkegaard'ın sorusunu anımsamanın zamanıdır... "Bay Kierkegaard'ın sorusu" şudur: Bireysel ölüm olarak değil, bir varoluşsal boşluk olarak ele alındığında varolmama korkusundan nasıl kaçınacağız?
Sayfa 132·Kitabı okuyor

Mevhibe Özocak

, şu anda okuyor
%37 (72/192 syf.)
Anthony Giddens
8.1/10 · 299 okunma
Bütün yorgun metaforlar bir zamanlar hayat doluydular. Fakat yaşlandıkça sadece çok tekrarlanmış olmaktan dolayı etkilerini kaybederler. Yer kaplarlar ve yalın, mecazi olmayan bir ifadeden daha az faydalı olurlar. Bir kitabın savının dağınık olduğunu söylemek, bir pırıltı nüvesi yok demekten daha açık ve doğrudandır. Eğer bir yazar şanslı ise kimse mecazi ifadenin gerçek anlamına dikkat etmez. "Kaş yapayım derken göz çıkarmak" sözünü ne zaman duysam -ki hala duyuyorum- yüzümün şaşkın bir ifade almasını engelleyemiyorum. Aynı şey "iki arada bir derede kalmak" için de geçerlidir. Bu yazarların yazarken derede ne işleri vardı ki zaten?
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Reklam