Okuduğum dördüncü Orhan Kemal kitabı ve benim için yine çok etkileyici bir eser oldu.
Tükenmiş bir ailenin yavaş yavaş çökmesini okuyoruz. İskender ailenin en büyük oğlu, eğitimi yarım kalmış bu yüzden hayatta hep yarım kalacağının düşüncesiyle hırsa kapanmış, Erdal abisinin aksine istediği her şeyi bir şekilde elde etmiş bu yüzden bütün kapıların önünde açılacağının bilincinde, Ayşe sevilmeyi arzulanmayı bekleyen dahi hayal kurması bile imkansız gencecik bir kız. Ailenin babasını anlatabilecek kelime bulamıyorum çünkü böyle rezil adamların gerçekten çevremizde bu şekilde barınıyor olduğu gerçeği beni gerçekten sinir ediyor.
Yavaş yavaş dış dünya diye bildikleri mahalleye her çıkışlarında parça parça kopuşlarını görüyoruz.
Okurken çok etkilendiğim toplumsal açıdan çok yalın ve güçlü bir gerçeği anlatmış Orhan Kemal. Herkese tavsiye ederim.
Rougon-Macquart dizisinin ikinci kitabı olan Tazı Payı bir önceki kitapta tanıdığımız Pierre Rougon'un en küçük oğlu Aristide'in 2. İmparatorluk döneminde Paris'in kalbinde bu çığırından çıkmış çağın bir ferdi olarak rant için ruhunu dahi satacak kadar kendini kaybetmesiyle başlıyor.
Renee isimli genç bir kadınla evleniyor, bu genç kadının adeta Madam Bovary gibi hem toplum hem de kendi elleriyle adım adım sonunu getirişini görüyoruz.
Bürokrasinin çürümüşlüğü, toplumun çöküşü ve pek çok yönden geri kalmış fikirlerin karanlığı altında halkın hem çilesini hem de burjuvaların birbirlerini yemelerini bu kadar yalın anlatmasını çok beğendim.
Dizinin üçüncü kitabı Paris'in Karnı'nı dört gözle bekliyorum umarım yakın zamanda basılabilir.
Çinliler haklı, ödün vermemek gerek ve almak göze ölümü, çizmeleri giyerek Atatürk denli, giden gider kalan sağlar bizimdir diye bir türküyle birlikte baktın, "Çizmem yok aklım var," dermiş beriki...