İngilizce bir sözcük olan “amplitüd” (amplitude) yerine, aynı anlama gelen “genlik” terimini kullanışım, nedense hep ve sadece Türkçe konuşanlarca eleştirildi. Kimileri tarafından “uydurukçaya prim vermekle” veya “şovenlikle” üstü kapalı olarak “nazikçe” suçlandığım da oldu. Halbuki ben, sadece bildiğim kadarıyla “Türkçe” konuşmuştum.
İtiraz edenlerin var olanı devam ettirmekten, yani “idare-i maslahat”tan başka önerecekleri hiçbir şey yoktu. Onlara göre bu terimler, kavramları “yeterince" anlatamıyordu. Eh, boşuna dememişler “Sen ne söylersen söyle, anlattığın, karşıdakinin anladığı kadardır” diye. Gerçekten de Türkçe kelimeler o kavramları anlatamlyordu, çünkü dinleyen kişilerin kelime dağarcığında bu kavramların Türkçe karşılıkları (ya da Türkçe anlamları) “yok”tu.
Eğitimde yabancı bir lisanın temel alınması, değişik kademelerde irdelenebilecek birçok soruna gebedir. En temel düzeyde, “bir başkasının dilinin" kendi dilinden daha üstün olduğunu benimsemek zorunda bırakılmak, gizli bir aşağılık kompleksi günbegün derinleştirecektir. (Ülkemizin her yerinde bunun binlerce kanıtını görebilirsiniz.) Öyle ya, kendi dilleri “adam gibi” olsaydı, 'büyükler” eğitimi anadilde yaparlardı. Demek ki kendi lisanı hiçbir işe yaramamaktadır! Kanımca, bugün karşımızda bir vakıa olarak duran toplumsal aşağılık kompleksimizin en önemli sacayaklarından biri, işte bu tuhaf şartlanmadır. Ne gariptir ki 1950’lerden beri, bize bu koşullandırmayı aşılamak için canla başla çalışan bir sistem var. Meyvelerini de nihayet almaya başladık(!).
Bu meyvelerin en acısı, meslekî jargon zorlamaları dışında, günlük hayatta sıkça karşımıza çıkan o “aşırma" lisandır. Hayreti belirtmek için “w"li “wow" kullanılması ve güzelim “harika" kelimesininse yerini “Süppeer!” ünlemine bırakması gibi unsurlar sıradan hale geldi. Artık asabı bozulduğunda “Modumda değilim" diyerek kendini ifade eden çocuklar, ödevlerini yaparken anne ve babalarına “Hâlet-i ruhiye ne demek? Edebiyat kitabmda geçiyor da..." diye soruyorlar. Atatürk'ün “Gençliğe Hitabe”sinin ve “Nutuk"unun aslı, çoktan anlaşılmaz bir lakırdıya dönüştü bile. O yüzden “modernize" edilmedi mi zaten?
Aslında fantezi ve bilimkurgu düzeyindeki zihin kontrol efsaneleriyle boşuna uğraştırılmıyoruz. Buna benzer yöntemlerin yazılı ve görsel basında sıkça yer alması, aslında günlük yaşamda adeta bir bombardıman halinde üzerimizde denenen ve çoğunlukla da başarıya ulaşan birçok “günlük” zihin kontrolü yönteminin gözden kaçırılmasını sağlıyor. İnsanların, özellikle de bu tip konuları merak etme eğilimi gösterenlerin zihinleri, birçoğu bilimkurgu düzeyin aşamayan sanal iddialarla meşgul ediliyor. Yani “zihin kontrolü paranoyası" ile zihin kontrolü, aslına bakarsanız en yaygın kontrol yöntemlerinden biridir. "