İnsanların çoğu, itirafın yerine iddiayı, acziyetin yerine öfkeyi, çaresizliğin yerine avuntuyu koyarak öldürüyorlar vakitlerini. Bense işi şakaya vurmadan edemiyorum.
İnançlı bilim insanlarının da artık kökten reddiyecilik yerine, bilimsel gerçeklerle şahsî yorumlar arasındaki farkları iyi ayırt edebilecek feraseti geliştirmeleri acil bir zorunluluktur. Özellikle, gerçek bilim ve akılla şimdiye kadar çatışmamış, hep ortak zeminde buluşmuş olan İslam düşüncesinin bu konuda söyleyebileceği çok sözü olmalı. Gerçekler, akıllıca düşünülmüş yepyeni bir bakış açısı (paradigma) ile insanlığı bambaşka ufuklara taşıyabilir.
İnsanlık bugün, birkaç yüz yıl sonra meydana gelecek bir Güneş tutulmasının tam saatini ve dünya üzerindeki izleme noktalarını son derece dakik bir şekilde hesap edebilecek kadar gelişmiş astronomi ilmine sahipken acaba İslam coğrafyası neden “bayram günlerinin tarihi" ve “Ramazan ayının başlangıcı” konusunda hâlâ anlaşamaz? Her türlü dinî faaliyeti “zaman" ile kayıtlı, Ay ve Güneş’in hareketlerine bağlanmış bir dinin mensupları neden (8-11. yüzyıllar arası müstesna) yüzlerce yıldır dünya çapında bir astronom ve astrofizikçi çıkartamamıştır? Neden hâlâ bin yıl önceki Müslüman bilginlerle övünürken, onların benzerlerini yetiştiremediğimizi hiç sorgulayamıyoruz? Bu ve benzeri sorular, hastalığın teşhisinde çok önemli ipuçları sağlayacaktır.
Gerçekten sevdiğim çok az insan var; hele saygı duyduğum daha az insan var. Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor; her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı, duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor.