Márquez’in psikobiyografi türünde kaleme aldığı Kırmızı Pazartesi romanı, arşiv odalarında kaybolmaya yüz tutmuş ya da kasıtlı bir şekilde yok edilmiş bir cinayet raporunun sakladığı sırları gün yüzüne çıkarmak adına yazılmış bir eser, hakikat arayışıdır. Kırmızı Pazartesi başlığı yaratıcı bir imge aracılığıyla namus cinayetini ima etse de, eserin orijinal isminin birebir çevirisi İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü şeklindedir. Márquez; toplumun duyarsızlığına, cinayet kadar korkutucu bir eylem karşısında normlarına duydukları bağlılık yüzünden halkın sessizliğine dikkat çekmektedir. Görülen ve duyulanların değil, görünmeyen ve söylenmemişlerinin sesi olma gayesiyle bu eser kaleme alınmıştır. Odak figürün kimlik oluşumunda etkili olan duyarsız toplum yapısı; başına gelen facianın asıl sebebi olmakla birlikte dayatılan normları, namus anlayışını ve dini değerleri sorgulamaya itmektedir. Márquez odak figürün karakter oluşumunu; birey-toplum çatışmaları, içgüdüler ve rüyalar aracılığıyla şekillendirmektedir. Başka bir deyişle, Nasar’ın kimlik oluşumu bilinçdışının bilincinde uyandırdığı etkilerin somut halidir.
Santiago Nasar’ın kimlik oluşumunu etkileyen önemli unsurlardan biri, onu var eden fakat aynı zamanda infazını imzalayan toplumdur. Nasar, törelerinin ona izin verdiği ölçüde özgür bir bireydir. Toplumun takdirini kazanma ve beklentilerini karşılama gayesi içerisinde hareket etmekte, kıyafetlerini dahi ona göre seçmektedir. Piskoposun gemiden inme olasılığı uğruna en şık kıyafetlerini giymiş ve “sabah saat 05.30’da kalk[ıp]” onu karşılamaya gitmiştir (Márquez, 2019, s.11). Eserdeki karakterler, toplumun değer yargılarına uyum sağladıkları sürece onaylanmaktadırlar. Bu durum bireyi özne olmaktan ziyade nesne olmaya zorlamakta, sosyal bir çemberin